Pusula marka oldu…
1999 yılı Haziran ayında Pusula Dergisi'nin ilk sayısını yayınladığımızda "Birkaç sayı çıkart da bakarız" diyen büyüklerimiz olduydu.
Zonguldak'ta dergiciliğin zor iş olduğunu söyleyenler olduydu.
Ama görüldü ki, Pusula Dergisi Zonguldak basınına damgasını vurdu.
Pusula Dergisi'nden sonra çıkan-kapanan, hala çıkmaya çalışan bir çok dergi oldu.
Taklitleri de oldu.
Ve 2006 yılı 8 Mayıs'ında Pusula Gazetesi yayınlanmaya başladı.
Olaylara herkesten farklı bakabilme yeteneğimiz ve hızlı gazetecilik refleksimiz sayesinde başarılı olduk.
Zonguldak'ta, yönetenleri ve çalışanlarının patronundan farklı düşünebildiği tek gazete Pusula, tek dergi Pusula diyebiliriz.
Bu gazetenin bir Genel Yayın Yönetmeni var.
Bir Yazı İşleri Müdürü var.
Altı tane muhabiri var.
Diledikleri kişiyle görüşüp, diledikleri haberi yapabiliyorlar.
Birimiz Vali gidiyor diye üzülürken, diğer arkadaşımız "Vali gitmeli" şeklinde yorum yapabiliyor.
Bu gazete ekonomik özgürlüğünü elde ettiğinde, bugünden daha özgür bir gazete olacak.
Ekonomik özgürlüğü elinde olmayan gazetelerin ne hale düştüğünü bugün görüyoruz, geçmişte de gördük. İşte o yüzden sık sık kurumlaşma yolunda emin adımlarla yürüdüğümüzü yazıyoruz.
Basın kuruluşları, kurumsal alt yapılarını oturttuğunda, ekonomik özgürlüklerini kazanırlar ve öyle ilk fırtınada yıkılmazlar.
Not: Pusula Dergisi'ni yaşatan herkes, aslında bugünkü Pusula Gazetesi'ne güç vermiş oldu. Yaklaşık 10 yıllık bu mücadelemize katkı veren herkese teşekkür ediyorum.
Gökte yıldız kalmadı ama…
Zonguldak-Bartın-Karabük İlleri Sosyal Yardımlaşma ve Kalkındırma Derneği tarafından "Bölgenin Altın Yıldızları" seçilmiş onlarca kişiye ödül verildi.
Gecenin haberini kullandık, ama hiç yorum yapmamıştık.
İyi niyetle yapılmış bir çabayı eleştirmeyelim dedim.
Ama olmadı.
Yapılan çalışma derneğin adına yakışmadı.
Bir okurumuz dedi ki:
"YÖK Başkanvekilliği görevinde iken Karaelmas Üniversitesi'ne katkı veren, Gökçebey Mithat-Mehmet Çanakçı Meslek Yüksekokulu'nun açılmasını sağlayan Prof. Dr. İsa Eşme böyle bir törende nasıl unutulur?"
Ödül alanlara bakınca bende okurumuza hak verdim. Bu tip sosyal derneklerin yöneticileri çok daha titiz olmalı.
Fıkra - Delilik ve Salaklık…
Arabanın lastiği tam tımarhanenin önünde patlar.
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum...
Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil,
Bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun. Seni, lastikçiye kadar idare eder.
Adam hemen denileni yapar ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil...!
Açıklamalı Atasözü:
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi istediğine kovuşup ulaşabilir. |



|