Muzaffer Kalaycıoğlu: ‘Kesinlikle seni kastetmedim’
Önceki gün Ereğli'deydim.
Büroya akşamüstü geldim.
Genel Yayın Yönetmenimiz Atilla Öksüz, "İl Genel Meclisi Başkanı Muzaffer Kalaycıoğlu'nu aradım. Çay içmeye davet etti. Bende "Abi biliyorsun ayağım kırık sen gel" dedim. O da "Ali Rıza yoksa gelirim" dedi. Abi sen odandan çıkma. Ayıp olmasın" dedi.
İl Genel Meclisi Muzaffer Kalaycığoğlu Atilla Öksüz'le görüştü. Sonra "Ali Rıza'ya bir merhaba diyeyim" demiş.
Odanın kapısı açıldı. Karşımda Muzaffer Kalaycıoğlu. Neyse, oturduk, yaklaşık kırk beş dakika kadar görüştük.
Kalaycıoğlu'nun gazetelerin manşetlerini süsleyen açıklamalarının benimle ilgisi olup olmadığını sordum: "Hayır kesinlikle seni kastetmedim. O sözlerin seninle ilgisi yok" dedi.
Ben de kiminle ilgisi olduğunu sormadım.
Ancak, anladığım kadarıyla Kalaycıoğlu, benim kendisi hakkında yazdığım haberlerin birileri tarafından organize edildiği düşünüyor. Ve o kişilere veryansın ediyor. Kendisi hakkındaki haberin arkasında bir şey olmadığını söyledim.
Sonra Ak Parti İl Başkanı Hamdi Uçar'ın arayalım dedim. Muzaffer Bey telefona sarıldı. Şakayla karışık bir görüşme yapıldı. Sonra telefonu ben aldım.
Hamdi Başkan "Hanginizin yüzü kızardı?" diye sordu. "Benimki pembeleşti!" dedim.
O da "Muzaffer Ağabey eski siyasetçi!" dedi. Muzaffer Kalaycıoğlu'nu uğurlarken, "Belediye Başkanı senin yaptığını yapamadı" dedim. Gülüştük, kucaklaştık, öpüştük, ayrıldık. Yani ortada bazı gazetecilerin ve politikacıların aradığı malzeme bırakmadık.
Şunu da hatırlatayım: Muzaffer Kalaycıoğlu'yla ilgili yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık konularında en ufak bir bilgim olsa hiç düşünmeden kamuoyuyla paylaşırım. Ben sadece TTK'da çalışması konusuna değindim. Sayın Kalaycıoğlu'nun da benimle ilgili söyleyebileceği tek konu yok. Olsa, o da söylerdi.
Not: Benimle sorunu olan gazetecilerin, bu tip durumlarda, araya girip kendilerine pay çıkartmak istemeleri hoş değil. Meslektaşlarımın "üçüncü kişi" olmalarına gönlüm razı değil.
Ekonomik kriz…
Hemen her gün bir-iki ilçemize gidiyor, çeşitli ziyaretler yapıyoruz.
Önceki gün Ereğli'de, dün Çaycuma'da idik.
Piyasada halk tabiriyle 'yaprak' kımıldamıyor.
İşler bıçak gibi kesildi.
Mal satışı az.
Tahsilat oranı düşük.
Hemen her sektörde aynı sorun var: "Para yok."
Peki ne oldu da, paralar suyunu çekti? Ülkede siyasi kriz yaratanlar, ekonomiyi de bu hale getirdiler.
Türban, anayasa, parti kapatma, telefon dinleme derken, halkın inlemesini duymuyorlar.
Telefonuna sahip çıkamayan adam, ülke sorunlarına nasıl sahip çıkacak.?
Gittiğim yerlerde soruyorum: "Ne zaman düzelir bu iş?"
Aldığım cevap çok ilginç:
"2010'da belki düzelir."
Demek ki sabredeceğiz.
Derviş misali.
Sıramızı bekleyeceğiz.
Kıssadan hisse...
Aşağıdakiler, yukarıdakiler...
Karga tüm gün hiçbir şey yapmadan ağacın en yüksek dalının da duruyordu.
Küçük bir tavşan onu görünce sordu.
"Ben de senin gibi tüm gün hiçbir şey yapmadan oturabilir miyim?" dedi.
Karga, "Elbette, neden olmasın?" diyerek karşılık verdi. Onun bu yanıtı üzerine tavşan, olduğu yere çöktü ve hiçbir şey yapmadan oturmaya başladı.
Bir süre sonra çalılıkların arasından bir tilki fırladı ve tavşanın üstüne atladı, onu yedi.
Aşağıda olup bitenleri yukarıdan üzüntüyle izleyen karga, kendi kendine söylendi. "Hem aşağıda olmak hem de hiçbir şey yapmadan oturabilmenin bedeli çok yüksektir, tavşan kardeş…" dedi.
"Sen işin bu yanını düşünmedin…"
|



|