“Pes” diyorum, başka da bir şey demiyorum…
Olay neydi?
İl Genel Meclisi Başkanı Muzaffer Kalaycıoğlu, İl Genel Meclisi Üyelerinin araçlarına ceza yazılması nedeniyle Vali, Emniyet Müdürü ve Belediye Başkanını göreve çağırmıştı, kınamıştı.
Sonra olayın asıl sorumlusunun Zonguldak Belediye Başkanı olduğu ortaya çıktı.
Vali ve İl Genel Meclisi Başkanı ortak basın toplantısıyla bunu kamuoyuyla paylaştılar.
Secaattin Gonca, tartışmayı Pusula üzerinden yürütmek istiyor.
Konuyu saptırıyor.
Aday olamayacağı endişesiyle değişik varyasyonlar yapıyor.
Zirve ile Pusula’yı birbirine sokmaya çalışıyor.
Ama Secaattin Gonca’nın, Ömer ve Alev’le ilgili söyledikleri hala kulağımda çınlıyor.
“Yapma, böyle konuşma, sana yakışmıyor. Varsa bir sorunun yasal yoldan hallet. Böyle konuşman hiç hoş değil” diye defalarca uyardım.
Şimdi işbirliği yapıp bana saldırıyorlar.
Niyetim Zirve ile Secaattin Gonca’nın arasını açmak değil.
İyi olmalarına en çok ben seviniyorum.
Çok da mutlu oluyorum.
Ama olay nasıl da saptırılıyor.
Gazeteci Adnan Küçükvar’a saldırıda da böyle oldu.
Saldırı olayı unutuldu, başka olaylar konuşuldu.
Şimdi burada desem ki; “Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.”
Yarın bana soracaklar: “Tencere kim, kapak kim? Sen bana mı tencere dedin?”
Ve tartışma büyüyecek. Kapak olmayınca tencere ne işe yarar. Tencere olmayınca kapak neye lazım?
Karışmıyorum işinize.
Ne haliniz varsa görün.
“Pes” diyorum.
Makas değiştiriyorum.
Ben o yoldan gitmek istemiyorum.
Not: Bize alınan, darılan, kırılanlar varsa lütfen aracı kullanmasınlar. Telefonumuz 24 saat açık. Yerimiz belli. Olayları başka yerlere çekip, kişisel husumete dönüştürmeye gerek yok. Üstelik bize kızanlar mesela Sabah’tan Engin Ardıç’ı, Vakit’ten Hasan Karakaya’yı, Habertürk’ten Fatih Altaylı’yı okusunlar. Allah’a dua ediyorum. Bana kızanlar, böyle isimlerin eline, diline düşsünler. Bundan böyle bazı kişilerin adını bile yazmamaya özen göstereceğiz. Zira buluttan nem kapanlar var.
Hava çok güzel, laleler açtı…
Bu köşede yazılanlardan alınanların sayısı çoğaldı.
O halde hemen konuyu değiştirelim.
Bakalım ‘lale’ler alınacak mı?
Gazipaşa Caddesi’nde yürüyorum.
Karşı kaldırıma geçtim.
Valiliğin önünden ilerlerken…
Baktım orada çok güzel laleler var.
Ne kadar da güzel açmışlar.
Meğer Zonguldak’a bahar gelmiş.
Demek ki Zonguldak’ta güzel şeylerde oluyormuş.
Ama biz görmüyormuşuz.
Lalelere bakarken, yanımızdan motosikletli polisler geçti.
Oda iyi bir şey tabi.
Kentin huzur ve güveni için lazım.
Sahile indim.
Zonguldak Limanı mis gibi kokuyor.
Sıcak havada daha da güzelleşiyor bu koku.
Ayağım bir taşa takıldı.
İskeleye dalga değmiş.
Azıcık yıkım olmuş.
Ama önemli değil.
Liman gemilere dar geliyor.
Olsun…
Limanı büyütemezsek, gemileri küçültürüz.
Mühim olan girip çıkması.
Alınan olmasın diye söylüyorum. Gemilerin limana girip çıkması.
Neyse dönelim lalelere.
Gerçekten çok güzeller.
Ben hiç lale sevmemiştim.
İnşallah laleyi elledim diye kızan, alınan olmaz.
Büroya doğru gelirken, Açık Çarşı’ya girecektim.
Sonra Yusuf Yılmaz bize bir takım giydirir diye vazgeçtim.
“Üzerimde param yok” desem yine giydirirdi biliyorum.
Ama ben o takımı giyemezdim.
Hava çok güzeldi.
Laleler çok güzeldi.
İnşallah her şey böyle güzel olur.
Biz de bu güzellikleri yazarız.
Allah kimseyi bu güzelliklerden mahrum etmesin.
|



|