Pusula 3. Yaşını kutluyor.
Tebriklerini iletenlere teşekkür ediyorum.
Bu tebrikleri alırken Pusula'da çalışmaya karar verdiğim güne gittim.
Başka kurumlara çalışırken Pusula'nın dergisine yazı yazıyordum.
Ali Rıza Tığ ile iyi arkadaştık. Ancak yine de bazen anlaşmakta zorlanırdık. Dergiye yazı yazdığım günlerde bile birkaç gün birbirimizi görmediğimiz olurdu. Öyle ayarlardık.
İnatla arkadaşlığımızı dostluğumuzu devam ettirdik.
Ancak birlikte çalışma fikri ortaya geldiğinde şirketlerin evliliği modaydı.
Hatırlayanlar bilir.
Dışarıdan bakıldığında "İki zıt fikirli adamın birlikte gazete çıkarması ne kadar uzun soluklu olur" sorularının akla geldiğinin farkındaydım.
Ali'nin teklifini bir süre düşündüm.
O süre tam sekiz ay sürdü!
Sonra birlikte çalışacaksak neler yapmamız gerektiğini düşündük.
Bana kendi gazetemi çıkarmam yönünde gelen dost tavsiyeleri vardı.
Ali ile birlikte çalışmamızın faydalı olacağını düşünenler vardı.
Ali'nin kontrolüne girersen eski Atilla olamazsın diyenler oldu.
Hepsini dinledim.
Ama kararımı kendim verdim.
Ha bu arada aslında kafamda tamam dedikten sonra bir hafta on gün Ali’yi kıvrandırmadım da değil.
Biz işimizi seviyoruz.
İşimize aşığız.
Hata yaptığımızda özür dilemeye özen gösteriyoruz.
Deneyim kazandıkça daha iyi çalışacağımızı biliyoruz.
Toplumsal sorunlara duyarlı olmaya çalışıyoruz.
Kent adına sorumlu olmaya çalışıyoruz.
Bir şeyler yaptığımızı görünce mutlu oluyoruz.
Yaşamanın temel zevkinin insan sevgisinden ileri geldiğini biliyoruz.
Okuru seviyoruz.
Bizimle birlikte çalışan ve emek veren arkadaşlarımızı seviyoruz.
Her ne kadar akşam saatleri bu gazetenin en sevimsiz adamı olsam da, her şey iş stresinden ileri geliyor.
Nedense o saatlerde haber merkezinden kimse benimle karşılaşmak istemiyor.
Arkamdan fısıldayan ancak yine de bana katlanan arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.
Galiba en hassas noktam işime olan saygım.
Yani bu gazete kavgalarla çıkıyor.
Okura öyle ulaşıyor.
Ekip arkadaşlarımın da beni sevdiğini biliyorum.
Hepsine ve hepinize teşekkür ediyorum.
İşim çok zor!
Son üç hafta çok yoğundu. Bir hafta seminer programı. Bir hafta kongre süreci. Bu hafta ise lobi toplantıları ve hayırlı olsun kabulleri.
Karaelmas Gazeteciler Derneği'ndeki sorumluluğum gereği ömrümde ilk defa bu kadar üst üste kravat takıyorum.
Ne zormuş meğer.
Oysa ben salaş olmayı sever, arada bir kravat takıp fantezi yapardım.
Şimdiden o salaş günleri özledim.
Takım elbise, ütülü gömlek, boyalı ayakkabı ve diğerleri.
Daha önemli bir durum var. Pek ihtiyaç duymadığımdan takım elbise sayısı birkaçtı.
Şimdi birkaç tane daha ilave etmek gerekiyor.
Gömlek sayısını ve kravat sayısını arttırmak gerekiyor.
Hadi bunlar neyse de başka bir sorun var.
Bu kadar gömleği hadi makineye attım.
Sonra çıkartıp astım.
Hadi asarken her birini birkaç defa da salladım.
Hani ütüsü kolay olsun diye.
Sonra...
Sağ olsun gören diyor ki:
"Bak böyle ne güzel oldu. Takım elbise yakışıyor sana "
Yaa öyle tabi.
"Gömlekleri kim ütülüyor" diye soran yok.
Arada bir daldığım oluyor.
Tren yolu gibi paralel çift iz bırakıyorum.
Hazırda yoksa sabahları yandım.
Hadi erken kalkma sorununu isteğe bağlı olarak çözdüm diyelim, gömlek ütüleme adamı sinir ediyor.
Yani galiba dernek başkanlığının en zor tarafı bu yönü.
Bir de gazeteyi fazla ihmal etmeye başladım.
Bizimkiler kazan kaldırmaya hazırlanıyor.
İşim zor valla.
Yönetim kurulu üyesi ağabeylerim ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Onlar gerçekten çok yardımcı oluyorlar.
Fikir ve düşünce anlamında destek veren herkese teşekkür ediyorum.
Yine de gömlek ütüleme işine bir çözüm bulmam lazım.
Allah yardımcım olsun.