Romalı bir genç kadına aşık oldum.
Çaycuma’da bir kız yüzü gördüm.
Ay yüzlü.
Ay parçası.
Mahsun ve gururlu bir bakışı vardı.
Bir o kadar ürpermiş yüreğinin telaşını yanaklarında taşıyordu.
Saçları uzunca ve örgülü.
Saçları siyah, beyaz yüzlü.
Aylardan yaz, omuzları çıplaktı.
Ben ona bakarken sarıp sarmalanmış üşüyordum.
Sonra kanım kaynadı.
İçim bir ısınıverdi.
Duruşu pek kibar.
Parmakları uzuncaydı.
Şarap yapılır mıydı Çaycuma’da.
Meşe fıçılarında mı damıtılırdı tadı.
Bilmiyorum ama meşe çoktu çevresinde.
Tadı şaraptan farksız olmalıydı.
Yamaçların dibinde ipinceydi.
Boyunu tam göremedim ama benden kısaydı sanırım.
Olsun.
Sorun değil.
Ama elleri üzüm bağlarına dokunuyordu bu genç kadının.
Yemyeşil üzüm yapraklarının arasında
Olgunlaşmak üzereydi üzümler.
Yanakları kırmızı.
Kokusu yaz akşamıydı.
Korkusu bana yetti.
Bir de adam hançerini uzatmış belikli öldürmek istiyordu.
Kim bilir onun için kaç Romalı erkek kendini siper etmeye hazırdı gövdesini.
2 metrelik bir kuyunun dibinde uzanmış bekliyordu beni.
Tutup çekivermek istedim ellerimle.
Yada yanına mı uzanmalıydım boylu boyunca.
Romalıydı kadın.
Taa Roma döneminden geliyordu.
Romalı hiç sevgilim olmamıştı.
Yoksa Çaycumalı mı?
Çaycumalılar da aslından Romalı mıydı?
Bunlar o kadar önemli değil.
Benim aklım kadının iri siyah gözlerinde kaldı.
Kaç asır geçti kim bilir üzerinden.
Topraklar çekilip alınırken o dipdiri tazeliğini koruyordu.
Gerçek bir hazine, gerçek bir gönül zenginliği, gerçek bir bağışlayıcılık vardı.
Adını öğrenemedim.
Zeugma’ya benziyor ama o Zeugma’dan daha güzel, daha kadınsıydı.
Daha dişi, daha bir bütün, daha bakireydi.
Ne demeliyim adına.
Dur bir düşüneyim.
Bildiğim en güzel kadın adıyla mı seslenmeliyim.
Söyleyemem.
Hiç birini söyleyemem.
Olmaz.
Alınır sonra tüm eski sevgililerim.
Kimdi bu kadın.
Yunan ve Roma dönemlerinde “Kybele” diye anılan tanrı kadınlardan birimiydi.
“Ya çarpılırsam” diye düşünmeden hayran hayran baktım bu Roma dönemi kadınına.
O kadın ki şimdi Çaycuma Kadıoğlu Köyü’nde bir seranın içinde.
Üzeri kum ve battaniye örtülü.
Altınları, mücevherleri nerde bilmiyorum.
“Kybele” seranın bulunduğu ev sahibine zimmetli.
Jandarma tetikte kolaçan ediyor.
Götürmesinler diye elma yanaklı, kiraz dudaklı “Kybele”yi
Varsa çevresinde başka kadınlar, yalnız değilse “Kybele” o zaman yerinde kalacak.
Kazılar başlayacak inşallah “Kybele”nin yalnız kalmadığı görülecek.
Ve benim gibi nice insan Çaycuma’nın Kadıoğlu köyüne çıkıp
Roma döneminden gelen bu kadına aşık olacak.
|



|