Gitmeseydin seni bu kadar sevmeyecektim.
Gitme demeyeceğim.
Git.
Nefret etmeyeceğini biliyorum.
O yüzden gidebildiğin kadar git.
Nasıl olsa sen gidince.
Dokunduğum tüm günahların teni daha sıcak olacak.
Bir tebessüm eğrisinin en büyük açısı yüz seksen olacak.
Ve ben kendimi üç yüz altmışa göre kandıracağım.
Yine de kendimi tamamlayamayacağım.
Ha bir fazla, ha bir eksik kalacak kıyı kenar çizgim.
Eteklerine tutunan dalgalar gibi köpüreceğim.
Üzerimde beyaz bir gömlek olacak.
Susturulmuş bir fırtına olmayacağım mesela.
Uzayacak gece ve ben seni bekleyeceğim.
Hep öyle oldu.
Ben istedim çünkü.
Gidenleri hep daha çok sevdim.
Sende öyle.
Hepimiz belki de.
Belki kavuşmayı daha çok istediğim için.
İşte bu yüzden gitme demeyeceğim.
Sabahın başı göğe ererken seni yorgun bulacağım serinliğimde.
Dokunduğum yerlerin elimde kalacak diye korkacağım.
Müptelamı oldum, ne oldum senden ayrıldığım o şehre.
Aydınlıkta biraz nefes alacağım, karanlıkta nasıl olsa yetmeyecek bana atmosfer
Seni bu kadar solurken tüm oksijenimi tüketeceğim.
Gittiğin yerlerden hiç gelmeyeceğini bile bile nasıl da özleyeceğim.
Hızlanacak nabzımın tekerlekleri bir durduran olacak nasıl olsa.
Bilmiyorum kalbimi durduran sancıyı hissederken seni hala özler miyim?
Hiç kızmadım sana.
Gitmeseydin seni bu kadar sevmeyecektim.
Sevdiğini söyle , kapris yapma
Cumartesi günleri aşk yazacağız.
Pay edeceğiz sevgimizi.
Dilim dilim edeceğiz yüreğimizi.
Gerçekten edebilecekmiyiz peki?
Ne kadar kişiyi tanıdıysak hepsine bir parça.
Böl böl parçala.
Herkese yetecek kadar var nasıl olsa.
Arada torpilliler olacak.
Bu belli.
Derin sevgilerin sıra sıra yanardağlar gibi ard arda patlamasını bekleyeceğiz.
Var ki paylaşıyorsunuz
Olmasa ne yapacaktınız?
Hepimizin içinde ne yanar dağlar var.
Patlamaya hazır tüm alev toplarını üşütmek için nasılda çabalıyoruz kimi zaman.
Neden saklıyoruz peki?
Görüyorum.
Bir kor düğümleniyor yüreğinize.
Tüm dışavurumlarınız aslında bir ömür ve iki kelime.
“Seni seviyorum” diye söylendiğiniz olmuyor mu?
Oluyor elbette.
Peki siz bunlardan kaçını söyleyebiliyorsunuz.
Ben inanıyorum ki çok azını.
Çok fazlasını saklıyorsunuz içinizde.
Para hırsı, yaşam hırsı,
kapris, hava atma arzusu,
duygusal sömürü düzeni,
kibir, geçim sıkıntısı,
stres, trafik, banka sırası,
ekonomik sıkıntı,
dış ekonomi,
global ruhsuzluk,
hoş görüsüzlük elinizi ayağınızı bağlıyor.
Bunlar mutlaka önemli etken.
Dünyanın en güzel kelimelerinin tüm şeffaflığını saklıyorsunuz içinizde.
Ne kadar da iki yüzlüyüz.
Ne kadar benciliz değil mi?
İstiyoruz ki herkes bizim gibi düşünsün.
Bizim gibi düşünenleri ne çok seviyoruz.
Düşünmeyenleri anlamamak için ne çok çaba gösteriyoruz.
Bu hayatı hepimiz yapıyoruz.
En kötüsü saygı da duyamıyoruz.
Sonra maraz çıkıyor.
Benciliz değil mi?
Çünkü işimize gelince nasılda da seviyoruz bir birimizi. |



|