Evlenince yazabilecek miyim?
Nasılda geçti bu hafta ve bugün neden Cumartesi pek anlamadım doğrusu.
Eeee bu aşk yazıları öyle pat diye çıkmıyor ki.
Fabrika da grev var üretim hızla düştü.
Siste vardı bu hafta görüş mesafesi kısaldı.
Ali Rıza dün yazdı gardımı bozdu.
Depodan da çıkartmak işime gelmiyor şimdi.
Taze taze yazmanın hataları olsa da cap canlı oluyor teni.
Usulca koynuma giriyor düşünce ve kaburgalarını sayıyorum hecelerin.
Kelimeler soyunuyor bir bir önümde.
Yanaklarımda henüz yeşermiş öpücüklerin tazeliği dururken, olgunlaşmışları saklıyorum konserve şişelerine.
Haftada altı gün sorunlarla uğraşırken bir gün aşk yazmak kolay değil.
Belki de asıl sorun aşk yazısının yazıldığı gündür.
İkilem, bocalama varsa vay halinize.
Ve caddeye çıkacak zamanınız olmadıysa, göremediyseniz gizemli bir şeytanın yüzünü vay halinize.
İşte bu yüzden de bazen de tam bir işkence.
Her aşkın ödülü, her yazının ödülü, her polemiğin ödülü başkadır.
Ödül her zaman iyi bir şey değildir.
Ama ödül ödüldür.
Her ödülün bedeli vardır.
Bu ödüller olmasa ne dokunmaya ne yazmaya değer.
Siyaset yazarsanız erkekler, aşk yazarsanız kadınlar alınır.
Siyaset yazarsanız erkekler, aşk yazarsınız kadınlar tehdit eder.
Siyaset yazınca sorunlar çoğalmaz, aşk yazınca sorunlar bitmez.
Siyaset yazınca tehditler, aşk yazınca şaraplar gelir.
Arada Boxer gönderen de olabilir.
Dün de Ali Rıza sataşmış bana.
Siyaset mi yazmalıymışım yoksa aşk mı.
O kadar kişi varken hiç üzerime alınmadım vallahi.
Bilirim ben Ali’nin yazıda ki pratikliğini.
Şiirleri yazıp yazıp Burçin’e söylediği günleri.
Duygusal zekasının derinliği çok fazladır.
Ama pek belli etmez benim gibi.
Benden daha güzel yazacağına inanıyorum.
Ben bekarım.
Bana boşamak çok kolay geliyor.
Ee ne yapayım zaman olsa daha fazlasını yazacağım.
Aşka olan kinimi kusacağım.
Daha çok dokunacağım yüreğimdeki delillere.
Mesele de zaten bu.
Dokunabilmek.
Her insan gibi sevdiğini, duyguyu anlatabilmek.
Ama işim zor.
Biliyorum.
Arkadaşlar korkutuyorlar beni.
“Evlen de o zaman göreceğiz seni” diye
Diyelim ki evlendim.
Cumartesi gününe bir aşk yazısı yazdım.
Akşam eve gittim hatunun yüzü beş karış.
Balıkla rakı getirdim.
Ne dese beğenirsiniz;
“Kendi balığını kendin yap”
Yaparım yapmasına da balığı sen de çok severdin oysa.
Tutup derse ki;
“Kime yazdın bu yazıyı”
“Kime yazdın bu şiiri”
“Kim bu İzmirli kadın”
“Hangi kadın gönderdi sana boxer”ı
İşte o zaman vay halime.
Ben duramam valla yazarım yine de.
Önce yoktun sonra gelmedin
Simetrik yol ayrımlarında
ne tarafa gidersen git sonuç değişmedi.
Kader bir bütündü parçalanamadı.
Önce yoktun
Sonra gelmedin.
Kopardığın günlerin acısı hafiflemedi.
Dinmedi sabır ve kırmızıyı dinlemedi ömür.
Geçip gitti öfkem
Radara girdi gönlüm.
aslında
çoktan donmuştu
bu aşkın kuzeyi..
kaç yılda
bu kaçıncı
göç mevsimi..
anadan doğma
bir rüzgara değdi yüzüm
sensiz sabahın
yüreği titredi..
küllerini ısıtmak için
yaktım
sana yazılmış
tüm şiirleri..
yine üşüdüm..
Yüne üşüdüm.. |