Çınar: Ereğli’de sorun yok
Dünkü yazımızı okuyanlar hatırlayacaktır.
“Ereğli’de neler oluyor” diye sormuştum.
Ereğli Belediye Başkanı Murat Sesli ile Ereğli Emniyet Müdürü Hakan Yılmaz’ı karşı karşıya getiren nedenleri sormuştum.
Kendi faaliyet alanları içinde yapılan işlerin neden iki, tarafın da bir birini rahatsız eder duruma geldiğini sorgulamıştım.
Normal şartlarda sorun çıkarmayan bazı uygulamaların neden tarafların nem kapmasına neden olacak şekilde algılandığını sorgulamıştım.
Konunun temelinde Emniyetin Belediyeden istediği 100 adet MDF’yi alamamış olmasının yarattığı gerginliğin karşılıklı alınganlıklara dönüşmesi mi, yoksa arada bizim bilmediğimiz başka bir şeyler mi var.
Görünen o ki iki tarafta kanuni kurallar içinde istedikleri yaptırımları uygulamak için yöntemler buluyor.
Belediye gidip havayı kirlettiği gerekçesiyle Emniyet Müdürlüğü’ne ceza yazıyor.
Emniyet gidip belediye işçilerinin yol çalışmasında kullandığı üzerinde “Polis” yazılı tabelalardan dolayı her şeyden habersiz işçileri alıp sorguya çekiyor.
Yani karşılıklı olarak telefonla çözülebilecek meseleler “Önce ben değil sen başlattın” gibi bir yaklaşımla büyütülüyor da büyütülüyor.
“Kime yarıyor?
Hiç kimseye.
Kimsenin iki kurumu bu kadar germeye hakkı yok” demiştim.
Konuyla ilgili yazım üzerine dün Emniyet Müdürü Sayın Atilla Çınar aradı.
Uzun uzun anlattı.
Müdür Bey konuyla ilgili çok şey söyledi.
Yeni yanlış anlamalara meydan vermemek için bunları yazmıyorum.
Nasipse bugün bir kahvesini içeceğim.
Çınar’ın anlatımlarında ancak ikisini şimdilik paylaşayım.
Birincisi
“Murat kardeşim Ereğli’nin gerçek sahibi. Sizler Zonguldak’ın gerçek sahiplerisiniz. Ben veya Hakan Yılmaz bugün varız yakın yokuz. Bizler gideceğiz sizler burada kalacaksınız. Kol kola girerlerse sorun kalır mı. Başkan ve Ereğli Emniyet Müdür arkadaşımız girsinler kol kola birlikte yürüsünler. Bu tür dedikoduların önünü kesebilirler”
İkincisi.
“Bir sorun yok. Olsa söylenirdi. Belediye Başkanını rahatsız eden bir durum varsa benimle paylaşabilir. Orasıyla paylaşmıyorsa bizimle paylaşsın. Böyle bir talep olmadığına göre bir sıkıntı yok diye düşünüyorum”
Hırsızlık malıyla ibadet olur mu?
Zonguldak’ta en büyük hastalık; “Benim gibi düşünmüyorsan öl” mantığı.
Toplumun yaşam kalitesini, karakteristik etiğini yerle bir eden bir mantık.
Güç savaşının esiri olanlar her şeyi, herkesi kullanıp atarak, kendilerini ölümsüzleştireceklerini mi sanıyorlar?
Aralarında mutlaka bu genellemenin dışında tutulması gerekenler vardır.
İşte onlar en saygınları.
En cömertleri.
En beyefendileri.
Milletvekilinin eskisi de yenisi de bu hastalığa tutulmuş bir kere.
İstiyorlar ki basın hep bizi övsün.
Benim gibi düşünsün.
Benim dediğimi yazsın.
Rakibime vursun.
Oh olsun onlara oh olsun!
İş adamına bakıyorsun.
“Peygamber biziz” mantığı
Başkaları yapınca suç olan işlerin, onlar yapınca yasal olmasını istiyorlar.
Böyle durumda yasa uygulayıcılar da sürekli bir baskı altında.
Bürokratlara bakıyorsunuz.
Tehdit altında.
Gazetecilerde de aynı hastalık yok değil.
Allah var.
Bizim camiayı ayıramam.
Bizlerin de bu toplumun dejenere olmasında çok katkımız oldu.
Bunlar yanlış işler.
Böyle durumlarda bir de kendine aynada bakmak yerine hemen karşıdakileri suçlama anlayışı yok mu?
İşte illet oluyorum ona.
Birde üçkağıtçılık, tefecilik, hırsızlık yaparak, işçisini sömürerek kazandığı haram parayı hayır işleriyle aklamaya çalışanlar var ya.
İşte onların saygı görmesine de illet oluyorum. |