Lale Festivali
Geçen gün derse diye çıktım evden, ders çok az kişinin katılımıyla yalan olunca, Ortaköy'de buldum kendimi bir arkadaşımla. Hafta içi olmasına rağmen bir kalabalık.. Lale festivali diye ufak bir sahne kurmuşlar, etrafında laleler renk renk. Dandik bir sahne diye küçümsedik, az ilerdeki çay evinde en ön sıraya oturduk.
Biraz sonra çalmaya başladılar. Nasıl güzel bir müzik! Keman, kanun ve gitar. Pop çalıyorlar, ama uyduruk değil, akıllarda kalan, güzel şarkıları.. Sesini bangır bangır açmamışlar, tatlı tatlı geliyor kulağa. Sevindik dersin iptal oluşuna, tesadüfen Ortaköy'e gelişimize, böyle bir müziğe denk gelmemize. Çok mütevazi bir konserdi, herkes oturduğu yerden, banklardan ve çay evlerinden dinledi. Ne reklamı yapılmış, ne "biz yaptık size yaptık" diye böbürlenilmiş. Seviyorum Beşiktaş Belediyesini.
Bir de gözlem yaptık, çay evlerinde en ön sırada tavla oynamak dört liraymış. Öğrenciye bedavaymış, kalabalık geliyorlarmış çünkü, zaten bir oturuşta çok para bırakıyorlarmış. Arka masalardaki tavla daha ucuzmuş. Kağıt-okey de oynanırmış ama ancak arka masalarda. İlginç!
* * *
Şantiye stajımı İzmir'de yapmıştım.
İstanbul yazın felaket sıcak. Denize girecek rahat yer de yok. Bari İzmir'e gideyim, daha sıcak olsa bile en azından denize girerim demiştim.
Şantiyenin durumunu hesaba katmamışım tabii..
Dört adet sekiz katlı bina. Hepsinin son katlarında inşaat sürüyor. Asansörler takılmış ama henüz çalışmıyor. Bu ne demek? Her gün, İzmir'in 45 derece sıcağında, dört adet sekiz katı çıkıp çıkıp inmek demek.
Abartmıştık, sabah 7de kalkıp erkenden şantiyeye gidiyorduk. İş de o saatlerde başlıyordu zaten. O kadar sıcak oluyordu ki sonraki saatlerde, işçilerden bayılanlar oluyordu.
Biz sabahtan ve akşamdan şantiyeyi dolaşıp arada klimalı evimize kuruluyorduk. Ustalar ne yapsın? Haliyle baret takmak da istemiyorlar. Şapka bile adamı terletiyor, koca bareti nasıl taksınlar? Ama mecburlar. Muhtemelen çok beddua almışızdır işçilerden, daha ilk hafta gidip şantiye şefine niye baret takılmıyor deyince. Şantiye şefi halden anlayıp umursamamaya başlamış, bacak kadar mimarlık öğrencileri baret sorgulayınca utandı mı ne, bareti kural haline getirdi.
İyi de oldu. Sıcak falan ama şantiyenin her tarafından bir şeyler düşüyor aşağı! Kaç kere tam yanımıza sıvalar, tuğla parçaları düştü ta sekizinci katlardan. Zaten dediklerini pek anlayamıyoruz, Anadolu'dan kopup gelmişler, şiveleri farklı. O kadar gürültünün arasında zor duyuluyor.
Yukarıdan bağırıyorlar çekilin diye, biz de adam ne anlatmaya çalışıyor elindeki küreği sallayarak, şimdi düşecek kürek görecek diye yukarı bakıyoruz. Ve kürek küüt diye yanımızda.. Meğer küreği atacakmış, çekilin diyormuş.
Şantiye şefliği yapmak çok eğlenceli gelir bana. Çok aktif bir iş, hareket halindesin, insanlarla iletişimdesin, problem çözmeye çalışıyorsun.
Lafını geçirmen gerek, saygı sevgi görmen gerek. Şantiyedeki her şeyden sorumlusun, inşaattan güvenliğe, malzemelerin depolanmasından yevmiyelere, işverenle ve büroyla. Stresli evet ama zaten büro işi de stresli mimarlıkta.
|



|