18.04.2008 Cuma

 

“Kolejli Kızlar Neden Mutsuz?”

Diye sormuş Attila İlhan, yaptığı bir söyleşide.
Ben bu yazı Can Dündar’ın sanıyordum, yıllar önce annem okutmuştu bana. Meğer Attila İlhanın’mış.
Önce Attila İlhan’ın dedikleriyle başlayayım.
Attila İlhan, kolejli kızların mutsuz evlilikler yaptıklarını söylüyor ve gerekçelerini açıklıyor:
“Çünkü bu çocukların mutluluk, evlilik, aşk düşüncesi bu topluma ait değil. Okudukları okullarda, öğrendikleri dillerde, başka bir kültürün Türkiye'ye yansımış şekliyle bir aşk fikrine varıyorlar. O aşk fikriyle davranıyorlar ve adamı o aşk fikriyle beğeniy­orlar. Ellerinde bir katalog var. Adam bu kataloğa uyuyorsa hemen evleniyorlar. Sonra da işler sarpa sarıyor. Kız geliyor, 'Ben onu modern sanıyordum, adam feodal çıktı' diyor.
Gerek aşk, gerek evlilik, gerek yaşam üzerine düşündükleri herşey yanlış. Türkiye'de basacakları hiçbir sağlam zemin yok. Kısacası Türkiye'ye fazla geliyorlar, ama maalesef dışarıda da azlar."
Can Dündar da yorum yapıyor:
“Kolejliler, sabahları "Türküm doğruyum"la başlayan o ünlü yemin töreninde "Türk varlığını korumaya" and içtik­ten sonra sınıflara girip, Türk varlığının en önemli unsuru olan Türkçe yerine yabancı bir dilde eğitim görüyorlar. Okudukları dergilerde Brad Pitt tipi erkeklere tutulup, Kadir İnanır tipi erkeklerle evleniyorlar. Düğünleri komparsitayla başlayıp, çiftetelli ile bitiyor. Ve tabii cenazelerinde bir yandan Chopin çalarken, diğer yandan da Kur'an-ı Kerim okunuyor.”
İşte bu yazı geçen seneki Türkçe derslerimden birinde sınıfta yine karşıma çıktı.
Müthiş bir Türkçe profesörümüz vardı, dersi tüm sınıfla sohbet halinde işler, herkesi derse katardı. (Beni de inatla sınıfta arar bulur soru sorardı, onu yazının sonunda anlatayım!) Bir gün elinde bu yazıyla çıkagelmişti, herkese dağıtıp hadi bakalım konuşun demişti.
Normalde bu derslerde hep aynı 5-10 kişi konuşur. Ara sıra yenileri katılır, ama çoğunluk dinlemededir.
Bu sefer de öyle başladı, birkaç kişi söz alıp konuşmaya başladı.
Önceleri sakindi ortalık, insanlar genelde Robert Koleji, İtalyan Lisesi, Avusturya Lisesi gibi okulları eleştiriyorlardı. Bu milletlerden adamların ne diye burada okul açmış olabileceklerine, sebebinin belli olduğuna, sadece yabancı dil değil nasıl kültür aşıladıklarına değinildi.
Sonra biraz kızışmaya başladı ortalık, bu tür liselerden mezun arkadaşlar araya girip savunmaya geçtiler. Diğerleri bu arkadaşların üstüne gitti.
Ben ön sıralarda oturuyordum. Bir ara dönüp arkama baktım ki, sınıfın yarısı el kaldırmış, söz hakkı istiyor! Hiç olmamış bir şey şimdiye kadar!
O derste hocamız hiç konuşmadı. Sadece insanlara söz verdi, “oturumu” yönetti. Ders süresi normalin çok üstüne çıktı, uzadı da uzadı. Hoca dersi bitirmese herkesin daha söyleyeceği söz vardı.
Bu dersteki bir diyalogu yansıtmak istiyorum:
Eleştiren bir kız:
 — Paskalya mesela! Paskalya’da tatil ve kutlama yapılıyor. Başka birinin kültürünü kutluyorsunuz. Ne ki bu şimdi?
Paskalyayı kutlayan bir okuldan mezun başka bir kızın cevabı:
 — Çünkü bir sürü öğretmenimiz yabancı ve bu onların tatili, onların da kutlamaya hakkı var, tabiî ki tatil olacak. Biz de onlar için kutluyoruz, bir saygı bu, iki kültürün bir arada olması!
Arka sıradan laf almadan patlayan başka bir kız:

  1. Peki hiç okulda çoğunluk ve öğrenciler Türk diye kandil falan niye kutlamıyorsunuz? Türkiye’de herhangi bir okul kandil kutlasa, kıyamet kopar!

Uzun alkışlar..
(Bu kızlardan biri de benim!)
Böyleydi yani ortalık! Bayağı kızışmıştı ders.. Her yöne çekilmişti konu, her açıdan tartışılmışt; din, dil, siyaset, kültür..
Konunun tüm sınıfın bu kadar ilgisini çekmesinin sebebi ise, herkesin bir şekilde konuyla ilgili olması. Herkes öğrenci, herkes liseden yeni mezun sayılır, kimi kolejli, kiminin arkadaşı kolejli.. Muhteşem bir dersti!
***
Gelelim hocamızın ne diye bana taktığına.
Önceki Türkçe dersimde (İki Türkçe dersimiz var, iki ayrı dönem) başka bir hocadan ders alıyordum. Ancak herkesin övdüğü, kontenjyanının dolduğu bu ünlü profesörü çok merak etmiştim, boş vaktim de vardı, bir kere dersine gireyim demiştim arkadaşımla. Ne olur ne olmaz diye kapıda durup profesöre sormuştum dersinizi izleyebilir miyim, bu sınıfta değilim diye.
Ben ne bileyim adamın tüm dersi benle işleyeceğini! “Misafir arkadaşımız ne düşünüyor söylesin!” “Misafir arkadaşımız yanıtlasın!” “Misafir arkadaşımızın adı neydi? Derya Hanım!”
Yanımda zaten hep bu dersi alan arkadaşım da şaşırmıştı, ben bir kere konuşmadım daha diye.
Sonraki dönem nihayet aynı profesörden dersi almayı başarınca da durum devam etti. “Kızıl saçlı arkadaşımız yanıtlasın!” (Kızıl olduğumu unutmuşum, alınmıyorum, etrafa bakarken yanımdakinden yediğim dirsekle kendime geliyorum!”)
İşte böyle, söz almadığım tek ders olmadı. Nereye oturursam oturayım beni buldu ve söz verdi. Güzel hoş ama çok yorgun olup kaytarıp uyumak istediğinde uyuyamıyorsun, tüm dersi dinlemen gerekiyor ki aniden söz verildiğinde konuşabilesin!!

 

Lale Festivali
Taşkışla
Renkler
Lalelere haksızlık
Bedava kucak
İstanbul Arkeoloji Müzesi
Karaelmas üniversitesi ve kent
Aile boyu rahatlık
MTV Gençliği
Üç Yaşına Geri Döndüm
Mimarlık Muhabbetleri 2
Öğrenci Dediğin Dersine Çalışır
Birey Yetiştiren Okul
Kan Çekiyor

Şimdi Uzaklarda Olmak Lazım

Fener Lisesi
Dünya’ya Kucak Açmak
Mimarlık Muhabbetleri 1
Mutlu Olmak Lazım
Benim Annem Çevreci, Çöpünüz Varsa Toplar
Dönüş
12 Saniyede 12 Üzüm
zonguldakzonguldak