Esmeralda
İki haftadır Notre Dame'ın Kamburu piyesinde rol alıyorum.
Rolümüz çingenelerin arasında sokaklarda gezinip etrafı kolaçan etmek. Sabah 10'da kamera karşısına geçiyoruz, 1'e doğru paydos ediyoruz.
Biz makyaj-kostüm aşamasındayken bir yandan set kuruluyor.
Sokaklara çöpler bırakılıyor, cumbalı evlerin arasına çamaşırlar geriliyor. Beyazlar bir ipte, renkliler bir ipte.
Korkuluklardan sarkan halılar kilimler.
Depodan çok getirmişler, ziyan olmasın kullanılsın demiş dekor sorumlusu, her yere boy boy çanak anten astırmış.
Set aşağı yukarı tamam.
Daha ileriki sahnelerde şehir sokaklarından koyunlar geçecek çocuk çobanlarla, horozlar yola atlayacak.
Figüranlar yerlerini alıyor:
Koşuşturan eli yüzü batmış çocuklar.
Balkonlarda pencerelerde teyzeler.
Siyahlara bürünmüş zehirli elma veren cadı tipindeki yaşlı kadınlar.
"Poğaça" diye bağırması "Boş yeree" diye anlaşılan poğaçacı.
Oraya buraya birkaç kedi.
Birkaç eskici, birkaç gezici manav..
Aktörler hazır.
Elimize eskiz defterleri ve kalemler veriliyor.
Kamera..
ve oyun:
Öğrenciler, öğretmenleri eşliğinde dolanıp eskiz çizerler.
Mahalleli yeni gelenlere gülümser, kolay gelsin der.
Çoğunluk meraktadır, siz kimsiniz, neresi yıkılacak, problem ne şeklinde sorular sorarlar.
Öğrenciyiz demek yetmez, şurası yıkılmasın burasına şu yapılsın şeklinde ricalar gelir.
Çocuklar turist gelmiş diye laf atar.
Yokuş yukarı çıkamayan yaşlı kadına mahalleli genç yardım eder.
Öğrenciler eskizini çizer.
Geçen çocuk, çobana bedava bir elma verir manav.
Öğrenciler eskizini çizer.
Ağaçtan inemeyen kedi sopayla zorla düşürülür.
Öğrenciler eskizini çizer.
Balkondan bir kadın bakkalın doldurduğu sepeti yukarı çeker.
Öğrenciler eskizini çizer.
Saat 1e geldi mi artık aktörlerin başı dönmüştür. Bu enteresan sette nereye bakacaklarını şaşmışlardır da ondan.
Çekim biter.
* * *
İşte böyle. Kendimi Notre Dame sayfalarından fırlamış bir sette hissediyorum:
Beyoğlu, Tarlabaşı'nda. Pek ilginç dokusu sayesinde İTÜ profesörlerinden bol ilgi gören bölgedir Tarlabaşı. Tekin değildir (derler), dar sokakları, yokuşları vardır. Evler cumbalıdır, mahalleli kaynaşmıştır.
O kadar temizdirler ki her balkondan çamaşır sarkar. O kadar kirlilerdir ki sokaklar çöpten kirli sudan geçilmez, kokar. Oradan buradan arabesk müzik gelir.
Herhalde kimsenin yolu tesafüden ya da bilerek Tarlabaşı'na düşmez sanıyorum.. O yüzden yazayım dedim!
|



|