27.06.2008 Cuma

 

Bir At Gezisi 5: Gezinin sonu - At kokmak

Nerede kalmıştık? Kampın ertesi günü yine yola koyulmuştuk.
Eninde sonunda bir köye ulaşacağımızı düşünerek keyfimizi hiç bozmadan çok güzel yollardan geçiyorduk, atları koşturarak.
Eşyaları daha iyi bağlamıştık, daha rahattık, atların karnı toktu ve moralimiz yüksekti. Neresi olursa artık (Mümkünse Çubuklu köyü olsun), yeter ki bir köye varalım da nerede olduğumuzu bilelimdi.
Yanında kamp kurduğumuz ufak dere yanı başımızda, biraz aşağımızda genişleyerek akıyordu. İleride dereyle aynı hizaya geldik ve bir an yolun kesildiğini görüp panikledik: Yol gerçekten de bitmişti, sağda çıkamayacağımız ufak bir tepe yükseliyordu, yol ise dereye dönüp pat diye bitiyordu.
Geri dönemeyeceğimize göre dereyi geçecektik. Önce Ziya gidip baktı, ileride yolun devam ettiğini görünce biz de sırayla ardından gittik. Normalde sudan ürken atlarımız tıpış tıpış sudan geçtiler. Kısa bir süre hep sudan devam ettik, anlatılmaz bir keyifti!
Tekrar yola çıkınca birden ileriden motor sesi duyduk, ve bir araba önümüzdeki virajdan gözüktü! Nasıl bir rahatlama! Ava çıkmış gibi gözüken bir baba-oğul, bize biraz ilerideki köyden sonra Kumluca'ya çıkacağımızı söyledi - Ben Kumluca'nın adını bile duymamıştım ama babamın surat ifadesine bakılacak olursa, bayağı ters bir yoldaydık!
Kumluca. Meğer Kozcağız'da, yola çıktığımız yerin pek yakınında bir ilçeymiş! Biz Çubuklu köyünü bulamayıp bu tarafa sapınca "ring" yapmışız, resmen bir U çizmişiz! Biz Miray'la biraz gülmeye meyilliydik ama babamın morali bayağı bozulmuştu, sesimizi çıkarmadan köylerden geçip Kumluca'ya girdik.
Kumluca'ya girer girmez kimi gördük dersiniz? Kumluca'ya bir köprüden giriliyor, hemen karşısında da jandarma… Babam şaşkın.. Nöbet tutan askerler sırıtıyor.. Komutan dışarı çıkmış, havasını bozmamak için gülmemeye çalışıyor! Evet, önceki gün köyden tarihi eser kaçıracağımızdan şüphelenen komutan!
Bu kadar zaman kaybetmiş olmasaydık durum çok komikti aslında. Komutan bu sefer bize yardımcı oldu, kamyon ayarlaması için adamları çağırdı, çay ikram etti. Yeni planımız, atları bir kamyonla Eflani'ye götürüp yola oradan devam etmekti; böylece kaybettiğimiz zamanı telafi edecektik, hem de Eflani'den sonraki yolun çok daha rahat, uygun olduğunu öğrenmiştik.
Ancak istediğimizi yapamadık. Zaten pek gönüllü olmayarak bu geziye katılmış olan Ziya, bu kadar aksaklıktan sonra 'kayış attı.' Önce bahaneler ileri sürerken sonra ağzından çıkardı baklayı:
Ziya'nın atı, abisine aitti. Yani bu gezi için ödünç almıştı. Abisinden de her zaman çekindiği için, haliyle atının başına bir şey gelmesinden de korkuyordu. Zaten tüm gezi boyunca at bizden çok daha lüks bir hayat sürmüştü! 'Sayın At'ın kendi battaniyesi, bir de yem torbası vardı. Hepimiz eşyalarımızı rolu yapıp eyerlerin arkasına bağlamışken, Ziya koskoca bir çanta getirmiş, çantayı ata yüklemeyi reddetmiş, onun yerine kendi sırtına almıştı! Tüm yolu çanta sırtında, kendisi de mümkün olduğunca ata binmeyip onun yanında yürüyerek gelmişti! Üstüne üstlük kamp sırasında biz bizim atları az ötemize bağlamışken, Ziya'nın abisinin 'Sayın At'ı tam yanımızda, tepemizde bağlıydı. Bizim için sorun olmamıştı, çadırdaydık, ancak babamın hem eğlenip hem sinirlenerek anlattığına göre, Ziya atı babamın yattığı örtünün tam yanına bağlamıştı, her gözünü açtığında atı tepesinde gören babamın itirazına rağmen yerini de değiştirmemişti!
İşte bu 'Sayın At'ı bir an önce abisine teslim etmek istiyordu Ziya, ve biz de onsuz devam etmek istemiyorduk. Zorla ikna edemeyeceğimize göre, bu seferlik bu kadar olsun diyip atları Mugada'ya geri gönderdik, anneme geri dönmesi için telefon açtık ve kuzu kuzu minibüs beklemeye başladık!

* * *

Dersiniz ki bu macera yetmiştir canınıza. Hiç de öyle olmadı! Bir sonrakini ne zaman yapsak diye düşünmeye başladık bile, bu sefer daha tecrübeli olacağımız için kendimize daha çok güvenmeye bile başladık. Miray'la okulumuzdaki İTÜ Altın Yele Atlı Spor Kulübü'ndeki arkadaşlarımız bol bol kıskandırdık, anlata anlata bitiremedik.
Fark ettik ki atlarla iletişimimiz artmış. Tüm günü beraber geçirince atlarımız bize hiç alışmadıkları kadar alışmışlar, hiç irkilmiyorlar, bizi görünce hafifçe kişneyip yanımıza geliyorlar! Öyle hoşumuza gitti ki bu yakınlıkları… (Belki de son gün at kokusu felaket derecede üstümüze sindiği içindir! Biz farkına varmıyorduk tabii ama geziden dönünce gördüğümüz herkes buram buram at koktuğumuzu söylüyordu!)
Bu yazı, şehrin her zamanki hayhuyundan sıkılıp, monotonluktan kurtulmak isteyen, ruhunda Indiana'lık olan herkese yazılmış olsun!

 

Bir At Gezisi - 4: Orda, bir köy var uzakta…
Bir At Gezisi 3: ‘Bir Sigara İçimlik Yol’
Bir At Gezisi 2: ‘Götüreyim mi sizi karakola?’
Bir At Gezisi - 1: Başlangıç
Bir Taksi Macerası: ‘Rusya'ya Lütfen!’
Polis Haftası
Esmeralda
İkizler
“Kolejli Kızlar Neden Mutsuz?”
Lale Festivali
Taşkışla
Renkler
Lalelere haksızlık
Bedava kucak
İstanbul Arkeoloji Müzesi
Karaelmas üniversitesi ve kent
Aile boyu rahatlık
MTV Gençliği
Üç Yaşına Geri Döndüm
Mimarlık Muhabbetleri 2
Öğrenci Dediğin Dersine Çalışır
Birey Yetiştiren Okul
Kan Çekiyor

Şimdi Uzaklarda Olmak Lazım

Fener Lisesi
Dünya’ya Kucak Açmak
Mimarlık Muhabbetleri 1
Mutlu Olmak Lazım
Benim Annem Çevreci, Çöpünüz Varsa Toplar
Dönüş
12 Saniyede 12 Üzüm
zonguldakzonguldak