Mutlu Olmak Lazım
Portekiz’li bir kızcağızı ağırladım bir hafta boyunca.
Canıma okudu resmen.
Erasmus için gelmiş o da İstanbul’a.
Portekiz’deki okulumdan bilgilerimi vermişler, yardımcı olur demişler.
Kalacak ev falan bulana kadar bende kal dedim.
Yeni Erasmuslunun enerjisi heyecanı bol olur, hem dil pratiği yaparım falan.
Nerde!
Bir negatif enerji yayıyor kız, İstanbul daraldı valla.
Her yerden herkesten korkuyor.
Başıma bir iş gelir, biri bana bir şey yapar..
Sokakta yol sordum kimse İngilizce bilmiyor tarif edemedi de, ev ararken çingen mahallelerine götürmüşler de..
İyi güldüm ben gerçi bu çingen mahallesi lafını duyunca da, yine de her şeye papara yapıyor olması canıma yetti.
Tamam burası büyük şehir, trafikten falan şaşkına dönmüş, uyum sağlayamadı falan, farkındayım, korkması normal.
Ama insanlara güvenmiyor.
Türkleri Arap sanan bir ülkeden nasıl çıkıp geldi ona da şaşıyorum.
Zaten ailesi sen deli misin, şaka ediyorsun herhalde demişler Türkiye’ye gidiyorum diyince.
Zor yollamışlar.
En son bulduğu eve taşınırken elinde küçük bir not kağıdıyla geldi yanıma. Ev sahibi kağıdın bir yerine adres yazmış da, bunu taksi şoförüne ver demiş. Ama diğer tarafında yazanlar da neymiş, tehlikeli bir şey miymiş? Aldım baktım kağıda, adamcağız güzel güzel tarif etmiş evini. Şu sokaktan sağa dön, marketten sola dön diye. Yetti artık diyip kıza İstanbul’a haksızlık etmemesini, mutlu olmayı öğrenmesini, insanlara da güvenmesini söyledim. ‘E ne yapayım’ dedi gitti.
Sen negatif enerji yayar, her şeyden korkarsan başına da hep olumsuz şeyler gelir.
Bu kıza da öyle oldu işte.
İnsanlardan güler yüz görmedi hiç şimdiye kadar. Halbuki ne misafirperver, turiste meraklı bir ülke burası.
Ben İstanbul’a ilk gelince benzer şeyler aileme de olmuştu.
Akşam sekizde yurtta ol diyorlardı, dolmuşlardan, sokaklardan korkuyorlardı.
Ben de aksi gibi mimarlıkta okuyorum, gün geliyor, grup projeleri için akşam geç saatlere dek okulda kalmak gerekiyor.
Az mı kavga ettim annemlerle.
Hala okulda mısın sen, nasıl döneceksin, çabuk çık diye kızarlardı.
Şimdi alıştılar. Gördüler ki çantanın ağzı açık, burnun havada yürümediğin, karanlıkta kimsenin olmadığı sokağa girmediğin sürece bir şey olmuyor. Değdi mi mimarlıktaki birinci yılımda beni de kendilerini de telaşlandırmaya?
İstanbul’a çocuğunu okumaya yollayacak olanlar panik yapmasın.
Yine dayanamaz, öğüt üstüne öğüt verirler de, İstanbul öyle kötü bir şehir değil, nasıl hareket edeceğini bilene..
Bu Kent Beni Kovacak
İstanbul beni kapı dışarı etmek üzere.
Çünkü..
Performansımı kaybetmişim!
Yürüyen merdivenden yürüyerek çıkmadım bugün.
İşte o zaman ilk uyarıyı aldım.
Burada yaşamak istiyorsanız belli bir stres limitinin üstünde olmalısınız.
Yürüyen merdivenden yürüyerek çıkmalı, koşarak inmelisiniz.
Çıkmayıp da yolu tıkayanları cık cık’lamalısınız.
Süpermarkette arabanızı kasadaki sıraya götürüp geri dönmeli, araba size yer tutarken alışverişe devam etmelisiniz.
Şu kadarcık yere gitmek için üşenmeyip evden çıkmalı, iki adım öteye gitmek için trafiğe girmeyi göze almalısınız.
Ben ise resmen dışarı çıkmaya üşeniyorum.
Gitmesi gelmesi bir saat, en iyisi oturayım evimde diyorum.
Sokaklarda koşturmadığım için de çıktım mı dönmem uzun sürüyor.
E bu sefer de zaman yetmiyor.
Yaşadığın kente uyum sağlamak lazım.
Stresli olmak lazım! |



|