Gözlenen ilk bahar geldi, ama kargalar…
Gençliğimde yolunu gözlediğim eşim gibi, “İlkbahar” geldi. Ter-ü taze açılan çiçeklerin aynısı, mis kokan yaratıkların en güzeli, bir genç kızın masumiyeti ve dirilişi ile geldi. Açacak güllere ötmeye hazırlanan bülbülleri, kuluçkadaki neşeli kuşların türlü türlü cıvıldamalarını, seher vakti huşu içinde “tefekkür” ederek dinliyorum. Yağan bereketli yağmurdan sonra, sevgilinin gözbebeğine bakar gibi, alabildiğine güzel kentimizin yeşilliğini, denizin renklerini öpüyorum.
Bana ne başka yerlerden? Ben sahip olduğum güzelliklere aşığım!
İlkbahar’ı, görevini başarıyla yerine getiren huzurlu insanlar gibi karşılıyorum. Bahçeme diktiğim kara dut fidanı ve enginarlar tutacak mı? Benim en büyük merakım bunlar.Televizyondaki ve gazetelerdeki iğrendiğim haberler bana vız geliyor. Kibirli insanlar da vız geliyor.
En çok canımı sıkan şey, evimizin etrafında dönüp dolaşan kargalar. Bu sevimsizler, yüzelli yıl yaşayabilirmiş. İlk tanışmamız, Fener’deki binamızı yaparken oldu. Yakınımızdaki çınar ağaçlarından ikisini, bir büyük “Mustabey” armudu ağacını içim yanarak kestirdim. Bu mahallenin esas yerlisi olan kargalar, meskenlerini yok ettiğimi biliyor. Vakitli vakitsiz öbür ağaçlara konuyorlar. Bana gaklayarak “küfür” ettiklerine eminim.
Bunlar tek eşlidir. En yüksek dalların çatalına yuvalarını yaparlar. Yuvadan yuvaya muhabbet ederler. Gurup vaktinde yüzlercesi bir ağaçta bir araya gelir. Koro halinde, çok bet sesleriyle şamata yaparlar. Onlar, Fener Mahallesi yokken buralarda kolonilerini fütursuz kurmuştu. Bazen kara kindar gözlerini bana dikerek doruktaki dallardan, kımıldamadan beni “istihza” ile süzerler. Ben de elimle kışlar, “kış kış” diye bağırırım. Taş atarım, tınmazlar bile.
Nihayet sabrımı taşıran bir olay oldu. Yuvanın birinden yakınımızdaki çöplüğe bir karga yavrusu düşmüş. Onlarca karga etrafında “feryat” ediyor. Ben yavruyu görünce, bunların evlat sevgisinden çığlık attıklarını anladım. İki işçimin eline birer sopa verdim. Onlar hücum eden kargaları kovarken ben yavruyu yakalayıp havaya fırlattım. Genç karga uçmaya başlayınca, sürü onu içine aldı. Şamata ile uzaklaştılar.
Ben bunlardan ürkmeye başladım. Ayrıca bunlar çok kıskanç. Güzel sesli kuşlar ötmeye başlayınca, bunlar da “gak”layıp onların sesini bastırıyorlar. Hele bülbülleri hiç çekemiyorlar. Hırsızdırlar; saatti, mücevherdi, parlak nesneleri çalarlar. Ufak kurşun atar bir tüfek aldım. Öyle korktular ki, yuvalarını bile terk ettiler. Çınarlar yeşillenince, yaprakların arasına gizlenip gene bana sövüyorlar. Cevizler olunca, gökten terasımıza bırakıp kırıyorlar. Bir takırtı-tukurtu oluyor ki! O zaman kovmuyorum. Ekmek kavgası; bir de “beddua” ederlerse…
Baharı şafak ve gurup vakti, sevdiğiniz ile yaşayınız. |