10.04.2008 Perşembe

 

“Hanımlara mahsus” günde
hamamda yangın çıktı

Önceki yazımda, şimdi yerinde yeller esen eskiden şehrin tek hamamına ait çocukluk hatıramı anlatmıştım. O yazımı hamam meraklısı “Aşık” Atilla Öksüz’e hediye etmiştim. Şimdikini “Şehr-i Muharrir” Harun Ersoy dostumuza hediye ediyorum. O da çıplaklık hikayelerine bayılır. Bir de dindarların bir açığını yakaladı mı “dört köşe” olur.
Kıçı poklu Avrupa, düne kadar hela ve hamam nedir bilmezken “ulu ortak” her yere ederken Orta Asya’dan bugüne Türkler helalarını ve hamamlarını yerleşik düzene geçince muhakkak yapmışlardı. Osmanlı’nın öbür ismi “su” medeniyetidir.
Zonguldak’ın hamamı da 1887 yılında yapılmıştır. Yerinin nerede olduğunu geçen yazımda belirtmiştim. (Okusaydınız) Çocukluğumda teklifsiz girdiğim bu hamamın caddeden girişte, kapıdan geçince ikinci bir kapıdan vezne, emanet bölümü, kahve ocağı, sonra üç basamaklı bir merdivenden ortasında fıskiyeli bir mermer havuzu olan büyük mermer zeminli sofası etrafında soyunma mahalleri ve özel odaları vardı. Çok kalın bir ağaç kapıdan kazınma odaları ve helalar ayrıca nefeslenecek mermerden oturma setleri. Oradan gene kalın ahşap bir kapıdan esas hamama girilir. Etrafda kurnalar, halvet köşeleri, ortada göbek taşı. Işıklandırma kubbeden ufak lombozlardan. Hamamın altında su deposu ve garibanların ısındığı külhanı vardı.
Sofa kısmında, yüzlerce peştamal ve havlu kururdu. Kışın burada çok büyük bir saç soba gürül gürül yanardı. Etrafında da peştamallar kurusunlar diye asılırdı.
***
Haftanın iki günü “hanımlara mahsus”tu. Kadınlar çoluk çocuk çok kalabalık olurdu. O gün hamam içinde hiç erkek bulunmazdı. Görevliler ve tellakların tamı kadındı. Dışarıda kapıdan uzakta bir güçlü kuvvetli erkek nöbetçi olurdu.

Hamamın caddedeki duvar dibinde dizili ayakkabı boyacıları sandıklarının arkasında otururlar.  Müşteri gelsin diye fırçalarını sandıklarına vurur. Son gittikleri sinema filminin kritiğini birbirlerine anlatırlar. Bunları ayrıca yazmak lazım. Şehrin en işlek noktası. Bir gün ben de oralarda bulunurken birden hamamın kapısından caddeye “yangın var” diye bağırarak başları açık hamam görevlisi elbiseli dört-beş kadın fırladı. Rahmetli babam çok cesur ve kuvvetli bir adamdı. Yanında muhabbete gelen arkadaşı Arif Devran’la dükkanından fırladılar. Dışarıdaki nöbetçi ile hamama daldılar. “Kambersiz düğün olur mu?” ben de peşlerinde. Soba borusunun yanındaki asılı peştamallar tutuşmuş. Babamlar yanan peştamalları ortadaki havuzun içine savurmaya başladılar. Yangın söndü. Hemen hamamın iç kapılarının başına Belediye memurları geldi. Onlar gidinceye kadar “kimse çıkmasın” diye kapılar tutuldu. Yıkananların bir şeyden haberleri yok. Yalnız ontane kadar yarı çıplak genç kız sofada tombala oynuyor, çay içiyorlarmış. Manzaraları ve heyecanlı halleri “Aşık” Atilla’nın kamerasına göre. Babam benim onları dikizlediğimi görünce “çık lan hamamdan dışarı” dedi. Ben çıkıyormuş gibi yaptım, bir köşeye sindim. Dışarısı ana baba günü. İtfaiye geldi. Yangın söndürüldü diye geri gitti. Polisler de geldi. Civardaki hamamın erkek çalışmayanları, başta bildik insanlar, havuz dahil kısa bir zamanda ortalığı pırıl pırıl yaptılar. İç kapılar açıldı. Giyinmeye çıkan hanımlar olayı yaşayan kızlardan yangını öğrenince bayılanlar olmuş.
Daha ayrıntılı yazarsam eşim azarlıyor. Lütfen anlatamadıklarımı hayalinizde canlandırmanızı rica ederim.
Kilimli’de ve Kozlu’da çok güzel hamamlar açılmış. Çaydamar’daki Çevik Kuvvet tesislerinde şahane Fin hamamı var, halka açık.
***
Dünyanın en güzel yaratılmışı, yıkandıktan sonra kurulanmış güzeldir. Baharda açan Japon gülleri, şeftali çiçekleri rengindeki teni, kiraz çiçekleri beyazlığındaki bağrı, çiçeklerden daha latif kokusuyla sen ne güzelsin Fahriye Abla…
Allah’ı unutmadan yaşamanın zevkine sarılınız.

“Bahşiş” peşinde peştemalı düşüren “tellak”lar…
Fatih Sultan Mehmet’in bedduasını aldık
Sivil Savunma’da “Zonguldak
İstihbarat Kısım Amiri” nasıl oldum?
Savaş çıkarsa, hangi sığınağa gireceksiniz?
Bektaş Hoca, Harun Ersoy ve şiir denemesi
Gözlenen ilk bahar geldi, ama kargalar…
Yine Fener Lisesi üzerine
Kız öğrencilere laf atan gençler mi suçlu, biz mi?
Dünyayı gezmeden öz değerlerini tanı!
Vergisini düzenli ödeyenler, “enayi” mi?
Üzülmez Sineması’nda “Pasif Korunma” Filmi
Mehmet Akif’in kalpağı
Herkes “Fıkra” anlatamaz!
Demir Madencilik, Rıfat Dağdelen…
“Tekmili birden 32 kısım” Sinemalar nerede?
Kurban olayım, bizim Gazipaşa’nın trafiğine!
Hamsi’nin 11 çeşidini bilirim, ‘hoşaf’ı hariç…
 
zonguldakzonguldak