Aksekili “milih löyük” Hacı İrfan…
Zonguldak’daki Akseki’lerin en “milih löyük”ü Hacı İrfan Özer. (Aksekililerin cevrence dedikleri kendi aralarında müşterilerinin anlamamaları için uydurdukları bir lisana göre iyi adam demektir. Fistan Ahmet’le Zonguldak’taki Aksekililer hakkında bir araştırma yapmak istiyorum. Bu lisana ait sözcükleri Pusula Dergisi’nde yazacağım.) Şimdi 70 yaşını geçti. Sergicilikten gelme manifaturacılıktan emekli olmuş, dindar, özbeöz aşiret ve tarikatlardan gelme Türk. Eşi de öyle. Her güzelin bir “kusuru” olur. Her şeye çabuk kızar. Hanımından başkasını hep azarlar. Tartıştıklarını yüksek sesle susturur. Kollarını sallayarak, ellerini yelpaze gibi açarak, “pes” ettirir. En çok kızdığı, dostu Hacı Mahmut Günay’dır.
İrfan, orta boylu, çok kuvvetlidir. Azıcık ürkektir. Tırnak kaşımayı sever. Fırsat bulursak üçümüz Hoca Hacı Mahmut’un emri altında Cuma namazından sonra içkisiz bir lokantaya gider perhizi bozarız. Birbirimizden ayrılıncaya kadar Hoca Mahmut bize vaaz verir.
****
Bu iki dostum da ameliyat oldu. Hacı İrfan’ın sağ dizine protez yerleştirildi. Operasyonu Devlet Hastanesi ortopedi cerrahlarından, “kaportacı” Uzman Dr. Ersin Kurtar başarı ile yaptı. Ameliyatı bedava gibi oldu. Ameliyat olmaya karar verince benim sözümü tuttu. “Ankara’ya, İstanbul’a gitme seni soyarlar. Bir de hastanede yabancı olursun. Bizim hastanelerimizde doktorların çoğu branşlarında çok mükemmel. Hemşireler çalışkan, tatlı sözlü, güler yüzlüler. Ayrıca Aksekililer toplaşırlar. Bir arabaya doluşurlar, masraf etmeden gelebilirler.”
Ameliyattan sonra Hacı İrfan’ın huyu değişti. Mızmız, hiçbir şeyden memnun olmayan, “çekilmez” bir hasta oldu. Fırsat buldu ya, eşinin canına okudu. Taburcu ettiler. Hastane bundan kurtuldu. Eşine artık naz yapamıyor. Fakat eşi bunu “el bebek gül bebek” şımartıyor. Yürürken “ameliyatlı” desinler diye sağ dizini kırmıyor. Bacağını kazık gibi sallıyor.
Gönülden “geçmiş olsun” diyorum.
***
Hoca Hacı Mahmut’un da ensesinde bu yaşına kadar, nohut tanesi büyüklüğünde et beni varmış. Bundan kurtulmak için Türkiye çapında genel cerrah dostumuz Dr. Ali Güner’e gitmiş. Çok basit bir operasyondan sonra Ali Bey uru patolojiye göndermiş. Dr. Ali Bey, Mahmut Hoca’ya, “netice mikrobik geldi. Devlet Hastanesi’nde Plastik Cerrahı Uzman Dr. Berfa Pabuççu’ya git” demiş. Bayan dr. “yapılacak önemli bir şey görmedim” deyince ısrar karşısında, “Üniversite’de Eşim Doçent Dr. Orhan Pabuççu bu işin uzmanıdır. İsterseniz bir de ona görünün” demiş. O operatör de, “bu basit bir şey, burada hallediveririm” demiş. Bunlar İstanbul hastanelerine meraklılar ya. Gene gitmek için ısrar edince, Doçent de ne yapsın, İstanbul’daki Prof. Hocasını tavsiye etmiş. O profesörden sonra başka profesörlere de gitmişler. Tekrar tekrar filimler, tahliller, en sonunda özel hastanede “uyduruk” bir ameliyat. On milyar lirayı aşkın paralarını çarçur etmişler. Bütün hekimler Ali Güner’in ufacık ameliyatını çok beğenmişler, kusursuz bulmuşlar. Bu yarayı kurcalamaya gerek yoktu demişler. Kontrola İstanbul’a gene yolunmaya gidecekler. Yirmi gün süren İstanbul macerasında “aklıma hep sen geldin” diyor. Ona da “geçmiş olsun” diyorum.
Okuyucularıma sağlık ve afiyet, dua ederim.
|