1 Mayıs 2008 Perşembe

 

Demek, "Savaş" olsa, birbirimizi
yeriz, Maazallah…

Meyve ağaçlarının çiçekleri döküldü. Eminim, çoğunuz akasyaları uzun uzun seyredip kokladınız. Gelecek sene de unutmayınız. Osmanlı çinilerindeki "minyatür" gibi, at kestanesinin çiçeklerine ne demeli? Bahar bitiyor, tadını çıkarınız. Benim çocukluğumda büyükler Nisan yağmurunda bizi ıslatırdı. Bereketli bir ömrümüz olurmuş. Yağmur suyu biriktirir, onunla yıkanılırdı. Temiz yağmur suyunu içerdik. Tadına doyum olmaz. Sabun, bu suda köpür de köpürür.
Her şeyin zehirli olduğunu Türk Milleti yeni öğrenmeye başladı. Sabah şerefleri hayrola! 60 yıl önce mis gibi üretilen yağlarımız hepimize yeterken Hollandalılar "Vita-Sana" Fabrikası'nı kurup hepimize yağını yedirdiler. Peşinden margarinler ekmeklerimize katık oldu. Derken, "kansorejen" olan her şey bizi istila etti. Sanki ülkemizi düşmanlarımız yönetiyor! Bu kadar cahilliğe akıl ermez. İsrail çölü cennet yaparken biz münbit Anadolumuzun toprağını bile işleyemez olduk. Yalnız "laz"lar gıdalarına dikkat ettiler ve bir karış toprağı işlediler. Çoğunlukla dindarlıklarını ve törelerini koruyorlar, takdir etmek lazım.
Asma'da Aziz Çavuş'un tarlalarında sebze ve mısır yetiştirildi. Suni gübre ve zirai ilaç kullanılmazdı. Bahçıvanları, at arabasıyla Pazar günleri ürünlerini pazara taşırdı. Suyu bol, çok münbit bir toprağı vardı. Eşimle bu bahçeye gider, istediğimizi taze taze satın alırdık. Şimdi orası depolar, atölyelerle doldu.
Yazın Tersane'deki kayıkhanemizde kaldığımızda Güzelce Hisar'dan sebze motorları gelirdi. Motorlar baştan kara sahile vurur, o civarın kadınları uygun fiyatlarla beğendiklerini satın alır. Sonra sahile beyaz baş örtüleriyle papatya tarlası gibi yayılır, yarenlik ederlerdi. Denizden çıkmak istemeyen veletlerini pataklayıp önlerine katarlardı.
Çayırlarda otlayan hayvanların ve köylü tavuklarının eti mis gibiydi. Bütün Türkiye (Harp seneleri hariç) ürettiği ile besleniyordu. Bu İstanbul'da da aynı, mağaralarda veya göçebe yaşayanlarda da aynıydı. O zaman da sıtma, frengi gibi hastalıklar olurdu. Harp senelerinde verem vardı. Kıtlık bitince kayboldu.
Diyeceğim o ki, düne kadar bedenen çalışıldığı halde, ekilemeyen tarla yoktu. Şimdi tarlalarımızın önemli bir bölümü ekilmiyor. Köylü hayvancılığı da azalttı. Terör bölgeleri hariç, para bol. O kadar çok yardım kuruluşları var ki, kimse aç kalmıyor. Zonguldak'ta işçi gündeliği elli milyon TL. "İşsiziz" diyenler oturarak, rahat iş arıyor.
Pirinç kalmayacakmış, "gıdaya çok zam gelecekmiş" diye medya bir pompa yaptı. Hücum olunca fiyatlar fırladı, gidi. Stoklanan pirinçlerin çoğu böceklenecek, ne gam! "Turfanda" sebze ve meyveler pahalı imiş. Geçinemiyorlarmış. Bu hafta da televizyonlar tavuk fiyatı artacak diye pompa yapıyorlar. Bunların tuzu kuru. İktidara inat, ülkemizde kıtlık olsun istiyorlar.
"Üstad" Namık Aşçı'nın Halkın Sesi Gazetesi'nde kusursuz Türkçesiyle yazmaya başlamasını tebrik ederim.
Bu kadar yeter. Çok sevdiğim Eyüpoğulları'ndan Bedri Rahmi'nin Bugünkü halimizi biraz andıran, bir şiiri ile çokbilmişliğime son veriyorum.
Kalın sağlıcakla…

Arkadaş dökümü...

Evvela dişlerimiz döküldü, sonra saçlarımız
arkasından birer birer arkadaşlarımız
şu canım dünyanın orta yerinde
yalnız başına yapayalnız
kırılmış kolumuz, kanadımız
tatlı canımızdan usanmışız…

bir şüphedir sarmış yüreğimizi
ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
bir şüphedir demir atmış ciğerlerimize
pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
bir çalım bir kurum hepimizde
nereden inceyse oradan kopsun

bu canım dünyanın orta yerinde
hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
işte: hamsiler sürü sürü
arılar bölük bölük geçer
leylekler tabur tabur

ya bizler? Eşrefi mahlukat!..
Boğazımıza kadar kendi murdan karanlığımıza gömülmüşüz.

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz.
Bedri Rahmi EYÜPOĞLU

Cemil Kaya'ya tebrik,
Fazilet Öztürk hanımefendiye huzur…
Geyik muhabbeti…
Bayramlarda, törenlerde “bando-mızıka” takımı vardı
Doğru söyleyeni Türkiye’de haklarlar
Aksekili “milih löyük” Hacı İrfan…
“Hanımlara mahsus” günde hamamda yangın çıktı
“Bahşiş” peşinde peştemalı düşüren “tellak”lar…
Fatih Sultan Mehmet’in bedduasını aldık
Sivil Savunma’da “Zonguldak
İstihbarat Kısım Amiri” nasıl oldum?
Savaş çıkarsa, hangi sığınağa gireceksiniz?
Bektaş Hoca, Harun Ersoy ve şiir denemesi
Gözlenen ilk bahar geldi, ama kargalar…
Yine Fener Lisesi üzerine
Kız öğrencilere laf atan gençler mi suçlu, biz mi?
Dünyayı gezmeden öz değerlerini tanı!
Vergisini düzenli ödeyenler, “enayi” mi?
Üzülmez Sineması’nda “Pasif Korunma” Filmi
Mehmet Akif’in kalpağı
Herkes “Fıkra” anlatamaz!
Demir Madencilik, Rıfat Dağdelen…
“Tekmili birden 32 kısım” Sinemalar nerede?
Kurban olayım, bizim Gazipaşa’nın trafiğine!
Hamsi’nin 11 çeşidini bilirim, ‘hoşaf’ı hariç…
 
zonguldakzonguldak