Ersoy ve Dağdelen'e sitem, Gülşen'e tebrik
Sevgili okurlarım; İki hafta önce Kanal Z'de "Şehr-i Muharrir" Harun Ersoy'un Sayın Rıfat Dağdelen ile yaptığı söyleşide "Lavuar" bahsi geçince, söz verdiği halde beni canlı yayına kabul etmeyişini kınıyorum.
Ona hiç yakıştıramadığımı umuma arz ediyorum. Bir de benim adımı söyleyerek karşılıklı dalga geçmeleri yok mu! Bu iki "hakiki" dostumun neden beni "muhatap" almadıklarını tahmin edebiliyorum. Tamamen kendi eserleri olan Lavuar rezilliğinde söyleşiye girebilseydim, onları perişan edecektim. Türkiye'de eşi olmayan canım koskoca binaları ne yapacaklarını bilmeden yıkılmasında "cengaver" oldular.
"Şehr-i Mimar" Turhan Demirtaş ile ikimize "Çılgın" Secaattin, "Hain-Hırçın" Ali Rıza Tığ, "HÖT", "KÖT", "Koca Kafa" Rıfat Bey ve herkes "geri zekalı" gibi yakıştırmalarda bulundular. Yok mu ya, binalar ömürlerini tamamlamış. "Yersen"… O zaman Sultan Ahmet Camisi'ni de yıkalım.
"Şehr-i Muharrir" Harun Ersoy ile iddialaştık. Ben bu işi yüzlerine gözlerine bulaştıracaklarını, sonunda onlara "kına" yakacağımı söyledim. O da bana; "Ben de sana kına yakarım" dediydi. Eeee, ne oldu? Bu kepazeliği önleyemeyen Koruma Bölge Kurulu Başkanı Doç. Dr. Aysun Özköse Hanım, "Oha, çüş" dedi. "Dünyaya örnek olacak bir fırsatı ortadan kaldırdınız" diye yıkılmasına sebep olanları "cahillik"le itham etti.
Ben de koca bir kavanoz hakiki kına hazır bekliyor. Deve bile kınalayabilirim. Herkese yeter…
Yanımızdaki ilçemiz Çaycuma kadar bile olamadık. Belediyenin boşalttığı bütün binaları aldı; öğrenci evleri, modern kütüphane, huzurevi, çeşitli sanat kursları, gençlik merkezi, müzik ve tiyatro kısımları, Çaycuma spor tesisleri, daha neler neler…
Bütün binalar yenileniyor. Yetmedi, ayrıca Çaycuma Kültür Sarayı inşaatı da bitmek üzere (bir de bizimkine bakın).Çaycuma'nın Belediye Başkanı, eşimden dolayı hemşehrim. Çok takdir ettiğim Mithat Gülşen'i ve sebep olanları canı gönülden kutlarım. Bizdeki "akılları her şeye erer" takımının, öğrenme ve inceleme için Çaycuma'ya geziler düzenlemelerini (çok uzak da olsa) öneririm.
Bu pilav çok su kaldırır. "HÖT" ve "KÖT" olmayanlara söyleyeceklerim bitmeyecek. Bunların büstlerini Lavuar'ın önündeki yola dizmek lazım ki, unutulmasınlar. Bu işi de Sayın Bektaş Hoca üstlensin. Asıl "suçlu" odur. İsteseydi bu binaları yıktırmaz, üniversiteye yada bölgeye şahane bir eser kazandırırdı.
Gene bir tesellim var. Son kalan zavallı Lavuar binası, Guinnes Rekorlar Kitabı'na "bir şehrin aptallığı" olarak girebilir. Önereceğim. İşin ucunda "cukka" var.
Neyse, ben deve kadar sabırlıyım, bekleyeceğim.
* * *
Bu "Aşık" Atilla bana sataşıp duruyor. Tırışka kemiğini kırarken kafasını da mı çarptı? Yoksa Mayıs ayı sendromunda mı?
Nefis bahar günlerinde mutluluklar dua ederim. |



|