Hocalar ve gazeteciler, "haklısın" demezler
Muhterem okurlarım mürekkep yalamış iki kısım insana hiç haklı olamadım gitti. Tartışmalarımda eşim, avukatlar, siyasilerden bile "haklısın" diyenler oldu. Fakat, din hocalarından hele hele gazetecilerden bir kere bile "haklısın" diyen olmadı. Mübarekler hep "haklı"!
22 Mayıs günkü Pusula'daki yazımda "Şehr-i Muharrir" Harun Ersoy'un Kanal Z'deki Sayın Rıfat Dağdelen'le söyleşisinde beni telefonla yayınına konuk etmediğini "sitem" ederek yazmıştım. Bana verdiği telefon numarasını ben yanlış çevirince, bu kez ekrandaki numaraya ulaştım. Çıkan yetkili "az bekleyiniz" dedi. Sonra bağlantı yapmayacaklarını söyledi. Tekrar aradım, "Harun Bey'e sordunuz mu?" dedim. Sessizlikten sonra, (Fark ediyorum Ersoy bilgisayarından arandığını öğrendiği halde) "efendim, teknik bir arıza nedeniyle bağlanamayacağız" demeleri üzerine cep telefonumla "Şehr-i Muharrir"i aradım. Ekranda görüyorum, telefonu çaldı, baktı, kapattı. Olay böyle oldu. Sevgili Ersoy, sen bu "teneke" muhabbetiyle, o günkü yazımdaki tenkitlerimi duymazlığa geliyorsun. Tek tek "itham"larıma cevap vermeni rica ederim.
Hodri meydan.
* * *
Efendim, o günkü yazımı eksiklerimi tamamlamadan baskıya vermişler. Şöyle olacaktı:
"Çılgın" Sayın Secaattin Gonca bize "hain" dedi. Akıl dolu, "koca kafa"lı "inat" Sayın Rıfat Dağdelen, "yıkılmasın" diyenlere "geri zekalı" dedi.
Yanımızdaki ilçemiz Çaycuma Belediyesi kadar bile olamadık. SEKA'nın boşalttığı yüzlerce lojman ve sosyal tesislerin hepsinin bir şekilde sahibi oldu. İsteseydi, Bektaş Hoca Lavuar binalarını yıktırmazdı. Üniversiteye ya da bölgeye şahane bir eser kazandırırdı. Onun Zonguldak umurunda değil ki...
* * *
Karabük, Bartın, bütün ilçeler kurumları başta Ereğli Demir Çelik olmak üzere, sanayi ve ticari kuruluşlarıyla bir "konsorsiyum" bu işin üstesinden pekala gelebilirdi. Oda olmasa, bizim radikal cemaatlerimiz, en kısa zamanda bu Lavuar binalarını "El Ezher" üniversitesi yaparlardı…
Hiç olmazsa yıkılmaktan kurtulurdu. Millet servetimiz de heba olmazdı.
* * *
Gene bir tesellim var. Son kalan zavallı Lavuar binası ve dünyanın sekizinci harikası üç kulesi Guiness rekorlar kitabına, "bir şehrin aptallığı" olarak girebilir.
Önereceğim.
Kabul edileceğine de eminim. Zonguldak kataloglara geçer. O zaman, çoğunluğu mimar olmak üzere, şehre muazzam bir turist akını başlar. Gelecek cukkayı da kınalamaya harcarım.
* * *
Geleyim şimdi beni sansürleyen "Aşık"! Atilla'ya. Şöyle yazılacaktı:
Bu "Aşık" Atilla bana sataşıp duruyor. Aslanım benim! Arka bacağındaki "tırışka" kemiğini kırarken kafasını da mı çarptı? Mart ayı geçti. Yoksa Mayıs ayı sendromunda mı? Alçısında firmamızın reklam etiketini taşımaktan onurlanacağına para isteyip duruyor. Bak beni kızdırma. Gerede güzellerine boş verdin. Fransız'dan da olursun. Uyduruk alçını sevsinler…
Tek bacağınla her yere yetişiyorsun. En iyisi dostumuz Dr. Ersin Kurtar bir şekilde dilini de alçıya alsın ki, hepimiz rahat edelim.
* * *
Yasemin, filbahri, hanımeli, tabiat kokuyor, kuşlar konuşuyor. Güneşin doğuşunu ve batışındaki romantizmi yaşayınız.
Dolunayın mehtabını ve "güzeller güzeli" Zonguldak'ı kucaklayınız.
"Aşık" sen öpebilirsin…
|



|