29.05.2008 Perşembe

 

Milli Nizam'dan Saadet'e, bitmeyen mücadele…

Bazı filimler hafızamızda birden canlanır. Gençliğimde bir Japon filmine gitmiştim. Bütün kötülüklerden kurtulmak için insanlar çok büyük ovada geceleyin dua etmeye toplanıyor. Herkesin elinde bir mum veya kandil var. Duaların kabul edilmesi için, yürekten yapılması lazım. Yalnız yaşayan bir kocakarı da, son yemeklik yağını kandiline doldurur. Zahmet çekerek kalabalığın içine karışır yere oturur.
Kötü ruhlar bir araya gelerek bir "fırtına" olurlar. Binlerce insanın ışıklarını eserek söndürmeye başlarlar. Nihayetinde hepsini söndürürler. Fakat bir zayıf ışık kalmıştır. Bu da kocakarının kandilinin sönmeyen zayıf ışığıdır. "Benim iman ışığım sönmez" diyen "ihlas" ve "takva"lı kadın kötülüklerin fırtınasını yener. Işığıyla herkesin ışığını yakarak aydınlanmalarını ve kötülüklerden kurtulmalarını başarır. Bütün milletlerin tarihinde böyle "müstesna" insanlar, o milletin veya milletlerin hayrına kurtulmalarına önderlik yapmışlardır. Örneğin Hindistan'ın Gandi'si, Finliler'in Naumi'si, Osmanlı'yı toparlayan Çelebi Mehmet..
* * *
Geçen Pazar günü, Saadet Partisi'nin il kongresini takip ettim. Japon filmindeki kadının tek kalan ışığını hatırlayıverdim. İşte bu insanların ışığı sönmeyecek."Milletimiz ve bütün insanlığı, inşallah, aydınlatacaklar" diye içimden dua ettim.
* * *
Bunlar "Milli Görüş" diyorlar. Kısaca, "Halka hizmet, Hak'ka hizmet", "ilk önce ahlak ve maneviyat, sonra milli kalkınma." Osmanlı'nın kuruluşundaki ruh ve inanış gibi.
* * *
Hz. Eyüp sabrına ve Cennetmekan Abdülhamit Han ahlakına sahip Erbakan Hoca'nın izinde giden kongredeki bu gariban kardeşlerimizin ışığını, kötü ruhlar zaman zaman azaltsa da, "Milli Görüş"ün ışığını katiyen söndüremeyecek.
Bu bir "cihad" ve ahiretteki "hesap verme" anlayışıdır. İnanana böyledir. İnanmayana, yaşanan rezillikler bile, ibret olamaz.
Bu ışığın aydınlatmasıyla, Türkiyemiz ve insanlık kurtulacaktır. Medeniyet alemi denen AB, İsrail ve ABD "emperyalizminin ve kapitalizminin zulmü"nden inşallah kurtulunacaktır.
* * *
ABD'ye, İsrail'e ve AB'ye yaltaklanarak borç alarak bu günkü bolluk böyle giderse, kurtuluşumuz nasıl olacak? Baştaki AKP'li kardeşlerimizin içi rahat mı? Hocalarının reçetesini kötü kopya etmişler. Geç kaldılar. Şimdi çırpınmaya başladılar. Görevde ve mesuliyet altında onlar. Altı sene önce çarpışmaya başlayacaklardı. Şimdi iş işten geçmeden, Hoca'larının ayağına gidip ellerini öpüp öğütlerini dinlesinler. Tersine "iftira"larla suçlayarak ev hapsine atılmasına göz yumuyorlar. Veli nimetlerinin kıymetini bilmediler. Yazıklar olsun! Bu "vebal"in altından kalkılmaz!
* * *
Kongreyi onurlandıran Muhterem Genel Başkan Recai Kutan'ın ömrü mahrumiyet bölgelerinde ve devletin bütün kademelerinde hizmet etmekle geçmiş. Engin kültürü, tecrübesi, meselelere vakıf olması, çözüm formüllerini bilmesi, sabrı, kibirsiz olması, İslam terbiyesiyle yoğrulması, örnek aile hayatı, sayısız meziyetleriyle sevip sayıyoruz. Eşi de kendisi gibidir. Muhterem Erbakan'dan sonra, İslam Alemi'nin yetiştirdiği ikinci kıymettir. Benim diyen, onun eline su dökemez. İşte benim kahrolduğum, bu gibi değerlerin yönetimlerde olmayışı. Hangi siyasi görüşte olursak olalım, hepimiz kardeşiz. Bize düşen haklıyı görmek, inattan vazgeçmek, ülke mücadelesinde muhakkak görev almak.
Devletimizi yönetmek için, illa o partiden mi olmak lazım? Amerika başta olmak üzere, uyanık ülkelerin idarecileri, kızağa çekilmiş seçkin insanlarından bir şekilde faydalanıyor.
Görmüyor musunuz?
Fırsat oldukça dua edelim, içtenlikle yürekten dualar edelim.
Halkın Sesi Gazetesi'ndeki Osman Günay Bey'i, dünyayı sömüren Türest'leri ve beyhude savaşımızı duygusal bir şekilde irdeleyen şiir için tebrik ederim.

Savaş ve barış

Yıldız istilasında bir Ankara akşamı
İniyor uçak, kalkıyor uçak
Gidiyor otobüs, geliyor otobüs

Bağırıyorlar, en büyük asker bizim asker
Hoş geldin diyor BP
Güle güle diyor SHELL
Yolun sonunda her şey vatan için

 

Hocalar ve gazeteciler, "haklısın" demezler
Ersoy ve Dağdelen'e sitem, Gülşen'e tebrik
Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse…
"Aşık" Atilla'ya "Rivayet" çok…
Ekşioğlu gibi, topunuzun…
Zonguldak Rallisi'ni Erdal Şeker nasıl kazandı?
Kıvır-zıvır masum fıkralar…
Demek, "Savaş" olsa, birbirimizi yeriz, Maazallah…
Cemil Kaya'ya tebrik,
Fazilet Öztürk hanımefendiye huzur…
Geyik muhabbeti…
Bayramlarda, törenlerde “bando-mızıka” takımı vardı
Doğru söyleyeni Türkiye’de haklarlar
Aksekili “milih löyük” Hacı İrfan…
“Hanımlara mahsus” günde hamamda yangın çıktı
“Bahşiş” peşinde peştemalı düşüren “tellak”lar…
Fatih Sultan Mehmet’in bedduasını aldık
Sivil Savunma’da “Zonguldak
İstihbarat Kısım Amiri” nasıl oldum?
Savaş çıkarsa, hangi sığınağa gireceksiniz?
Bektaş Hoca, Harun Ersoy ve şiir denemesi
Gözlenen ilk bahar geldi, ama kargalar…
Yine Fener Lisesi üzerine
Kız öğrencilere laf atan gençler mi suçlu, biz mi?
Dünyayı gezmeden öz değerlerini tanı!
Vergisini düzenli ödeyenler, “enayi” mi?
Üzülmez Sineması’nda “Pasif Korunma” Filmi
Mehmet Akif’in kalpağı
Herkes “Fıkra” anlatamaz!
Demir Madencilik, Rıfat Dağdelen…
“Tekmili birden 32 kısım” Sinemalar nerede?
Kurban olayım, bizim Gazipaşa’nın trafiğine!
Hamsi’nin 11 çeşidini bilirim, ‘hoşaf’ı hariç…
 
zonguldakzonguldak