20.02.2008 Çarşamba

 

Herkes “Fıkra” anlatamaz!

Sayın okuyucum; gündemde yazılabilecek çok olaylar ve konular oluşundan “tutukluk” yapıyorum. “Siyaset” yazmamı istemiyorlar. İktidarın ve muhalefetin hatalarını yazmak öyle “tatlı” oluyor ki! Zonguldak Havzası için yazılacak en zengin malzeme; belediye başkanları. Çok şükür, hepsi yolsuzluktan uzak. Çalışkanlar. Hataları yok mu? Var tabii ki. Fakat kabul ettiremezsin. En başta da “Çılgın” Secaattin Gonca. Zonguldak’ın trafik sorununu, geçitleri ve yolları kapatarak “hallettim” inadında. Ne oldu? Bir Defterdar Sokağı kapalı, diğer hepsi vızır vızır.
***
Ortada lavuar “tabutu” duruyor. Bakalım ölüyü nasıl gömecekler? İşin en başında yazdım: “Ne olur, kapalı alanların hiç birini yıkmayın. İçini boşaltır, kısım kısım restore edip hizmete sokarsınız. Bu binaları çok sağlam yaptılar. Yenisi yapılamaz. Bodrumları dahi bir hazinedir.” “Şehr-i Mimar” Turhan Demirtaş’la yalnız kaldık. Bize neler dediler! Sayın Yavuz Erkmen de bize hak verir gibiydi. Öyle bir muhalefetle karşılaştık ki, hemen suspus oldu. Bu pilav çok su kaldıracak. Lavuarı daha yazmaya başlamadım. Son bina da yıkılınca, en başta “Şehr-i Muharrir” Harun Ersoy olmak üzere özel getirdiğim “kına”yı takdim edeceğim. Açık alanlarda köpeklerini gezdirirken poklarını toplasınlar. Çişlerini de örtmek için kum torbası alsınlar. Seyyar satıcılar berduşlar “işgal” eder. Zaten kimse de dolaşmaz. Hangi parayla restore edilecekmiş? Yıkacağın masrafla, içinden çıkan demirle ve değerli malzemenin satışıyla yapılabilirdi. Bu iş için Kayserili, Yahudi veya Alman olmak lazım. “Şehr-i Mimar”, “proje üretilsin” diyor. Binasız projeyi ben de yaparım. İş bina yapmakta. Hadi yapılsın da görelim! İşte bu yıkan kafalarla, Zonguldak böyle bozuk düzen kuruldu. İlçelerimiz ilden daha düzenli.
***
Eski Kozlu Belediye Başkanı Ali Bektaş, Pusula’da çok beğenilen yazılar yazıyordu. Yazılarını fıkralarla zenginleştiriyordu. Nedense, artık yazmıyacağım diye benim gibi naza çekti! Fıkra anlatmak, meziyet ister. Benim dünürüm “Cici Bakkal” Hüseyin Yılmaz da çok güzel fıkra anlatır. Bir de güzel dul bayanların içinde olursa, sahneye hakim olur. Ben beceremem.
Adamın biri uzun sürecek bir yolculukta, kompartımanda bir kişilik yer bulmuş. Diğer yolcuların hepsi arkadaşmış. Muhabbet arasında yolculardan biri “dört” demiş, herkes gülmüş. Biraz sonra başkası “on bir” demiş, gene herkes gülmüş. Muhabbet arasında böyle rakam söyleyenlere gülüyorlarmış. Fakat içlerinden biri ne zaman rakam söylese, kimse gülmüyormuş. Nihayetinde bizim yolcu merak etmiş. Sessizce yanında oturana ne olduğunu sormuş. Adam, “Biz çok fıkra biliyoruz. Uzun uzun anlatmaktansa fıkraları numaraladık. O söylediğimiz numaradaki fıkra için gülüyoruz” demiş. “Peki, şu arkadaşınızın söylediği rakamlara neden hiç candan gülmüyorsunuz? Adam, “Anlatmaktan anlatmaya fark var. Doğru dürüst anlatamıyor da, o sebepten gülemiyoruz.” demiş.
Ben de size şimdi “100” numara diyorum. Hadi gülün bakalım!
Hep neşeli olmanız dileğimle…

Demir Madencilik, Rıfat Dağdelen…
“Tekmili birden 32 kısım” Sinemalar nerede?
Kurban olayım, bizim Gazipaşa’nın trafiğine!
Hamsi’nin 11 çeşidini bilirim, ‘hoşaf’ı hariç…
 
zonguldakzonguldak