25.02.2008 Pazartesi


Mehmet Akif’in kalpağı

Kış mevsimi üzerine yazmak istiyordum. Fener Mahallesi’nden Site’ye gece yarısı bakınca, yanan lambaların ışığında, bembeyaz ışıl ışıl gördüğüm manzaradan gözlerimi ayıramıyordum. Denize yansıyan ışık huzmeleri ayrı bir güzellikle beni kucaklıyordu. Bütün çirkinlikler kaybolmuştu. Tuzu kuru olan bizler için hayat çok güzeldi. Sessizlik müziği huzur veriyordu. Allah,her an her şeyiyle, “Ben varım. Mucizelerimle kendimi ispat ediyorum. Bana inanın” diyordu. “Al bak, dökülen bu karlar birbirine değmiyor ve hepsi bir geometrik şekilde. Etrafındaki dengeye bak, azıcık düşün. Aklının ermediği şeylerle imanını zayıflatma. Size bahşettiğim bu dünya yaşayan herkesi doyurur ve sizleri mesut yaşatır. Tek dininizin adaletinden ayrılmayın”… Sizleri bilmem ama ben böyle inanırım.
Bir çocuk bilmecesi
Çum çum çukurda mısın?
Ak pak yumurta mısın?
Eller düğüne gitmiş,
Sen hala burda mısın?

***

O kadar güzel bir yurdumuz var ki; hepimiz takdir ediyoruz. Fakat birbirimizi yemekten hiç rahat değiliz. En başta eğitim ve adalet sistemimiz bozuk. İktidar ve sözüm ona “solcu” muhalefet incir çekirdeğini doldurmayan bir “başörtüsü” kavgasıyla milletin dertlerini unuttular. Bu patırtıda, Vakıflar Yasası kanunlaşıyor. Bankalar ve borsanın sahipleri “ecnebi”ler olmaya başladı. Özelleştirme de öyle. Medya holdinglerinin büyük vergi borçları affoldu. İmar Bankası’nın sahte hisse senetlerinin paralarını Maliye ödedi. Sosyal Güvenlik Kanunu çalışanın aleyhine değişecek. İktisadi ve askeri donanımımızda  İsrail’in “nüfuz” sahası içine girdik. Daha neler var neler… Bakalım, petrol kaçakçılığına nasıl kılıf bulacaklar?

Sol” muhalefet iktidardan evvel kat sayı zulmünün sona ermesini, Kur’an Kursu yaşına karışılmamasını, baş örtü yasağının kaldırılmasını “istiyorum” deseydi; kaybedeceğinden çok çok fazla kazanacaktı. Baykal, bir sapığın şırıngayla kızlara fışkırttığı asit ile Köprü’de ve Ak Merkez’de kıbleye ters, namaz kılar gibi yapan provokatörleri agresif tarzda “ı-ı” diyerek konuşmasına malzeme yapıyor. Partisi eridi, gitti. Ergenekon ve diğer darbeciler olaylarında  tıs… Bu kadar ucuz işlerle uğraşmanın, ne kadar pahalıya mal olduğunu anlayamıyorlar.

***
İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif, bir gün Ankara’ya  çağırılır. Mebustur. Hastadır. Mecliste çok önemli devlet meseleleri konuşulacak sanırken, kalpak takıp takmama konuşulur.

Bu duruma canı sıkılan Mehmet Akif, yaşadığı bu acıklı durumu şu cümleyle anlatır: “Ben adamların kafamın içine bakacaklarını sanmıştım, oysa onlar sadece dışın baktılar”…

***

Ne ise, işi biraz sulandırayım.
Temel ameliyat odasına alınmış. Tam narkoz verileceği sırada olanca dikkatiyle operatöre bakmış ve seslenmiş: “Doktor, çıkar o maskeyi. Tanidum seni!

***

Birbirimizi hor görmeyelim ve üzmeyelim. Muhabbetlerimle.

Herkes “Fıkra” anlatamaz!
Demir Madencilik, Rıfat Dağdelen…
“Tekmili birden 32 kısım” Sinemalar nerede?
Kurban olayım, bizim Gazipaşa’nın trafiğine!
Hamsi’nin 11 çeşidini bilirim, ‘hoşaf’ı hariç…
 
zonguldakzonguldak