02.05.2008 Cuma

 

İşçi Bayramı 'Başkent'te kutlansın

İnsanlar tarihi olayların yıldönümünde bazen İstanbul'da meydanlara iniyor, bazen Anıtkabir'e gidiyor. Ama Zonguldak'ta bir hareketlilik yok. Aksine her geçen gün hareketsizlik var.
Kaynayan bir suyun içerisine kurbağayı atarsanız, kurbağa hemen geri zıplar. Ancak soğuk suyun içerisine kurbağayı koyar, sonra ateşte yavaş yavaş ısıtırsanız, kurbağa suya alıştığı için hiç zıplamadan haşlanır.
Zonguldak emeğin başkenti ise, burası hep hareketli olmalı.
Örneğin; 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda Zonguldak 'taksim' olmamalıydı, ‘Taksim’ olmalıydı.
Niye? Sözlükler işçi Bayramı'nı şöyle açıklıyor.
"1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü."
Zonguldak emeğin başkenti. Çünkü; TTK burada. Erdemir burada. Karabük dün komşumuz oldu. Kardemir burada. Çaycuma Seka'nın adı daha yeni unutuldu.
Sonra: 30 Kasım 1990 - 6 Şubat 1991 arasında 70 bin maden işçisinin gerçekleştirdiği en büyük işçi kalkışmalarından biri burada oldu. Şemsi Denizer burada yaşadı ve öldürüldü.
Köksal Toptan buradan Meclis Başkanı oldu.
Ve şimdi, rahmetli Denizer'in kardeşi Ramazan Denizer sendikanın Başkanı.
Dün İşçi Bayramı'ydı. Zonguldak "taksim" oldu.
Yukarıda verdiğim kurbağa örneği burada devreye giriyor. Zonguldak'ın zamanın hükümetine verdiği tepki, haklı mücadelesi "emeğin" suyunu ısıttı. Bu durumda iki seçeneğimiz var?
Birincisi: Önce madenleri kapatalım. Özelleştirsek de olur. Sonra sendikaya kilit vuralım. En iyisi turizmle uğraşalım. İşi gücü bırakalım yerli turist olalım. Dağ bayır gezelim. 1 Mayıs’a gerek yok.
İkincisi: Lobimizi oluşturalım. Madenlere, doğaya, hayvancılığa, tarıma sahip çıkalım. Sendika, dernek ve siyasi partilerde; "Siyaset dürüst insanların işi değil" deyip görev alalım.
Bu iki şıkkı da beğenmedim. Biz en iyisi içi dışı, özü sözü bir olalım. Adam gibi adam olalım.

Son Osmanlı…

Gelelim Osmanlı Çileği'ne... Ereğli'nin killi kızıl kestane toprağında, pembe oval yapısı, aroması ve kokusuyla yetişen çileğin adı Osmanlı… Günümüzde yaşayan son Osmanlı..
Osmanlı Çileği'nin öyküsü:
İlk kez dönemin paşasının arabacısı Mustafa ekiyor. Ortağı da bir Rum.... Kestaneci Köyü'nde üretime başlıyorlar. Ve Allah, yürü ya kulum diyor. Osmanlı Çileği dünyada yalnızca Karadeniz Ereğli yöresinde yetişiyor.
Bu Osmanlı, gurbeti sevmiyor. Sadece anayurdunda yaşayabilir. Başka yerde, başkalaşıyor.
Tüm bunları niye anlatıyorum?
Osmanlı'nın sıkıntısı büyük.
Lale devri bitti.
Duraklama da bitti.
Yıkılma dönemini yaşıyor.
Kaç yıl sürer bilmem ama, anayurdunu "Alo"ya, "Mersin Çileği"ne ve sera çileklerine kaptırmış durumda. Biz ne yapabiliriz. Bir çok değerimiz gibi onun da tarih olup gitmesini seyredebiliriz. Hele biz gazeteciler. Tarihe not düşerek tanıklık da yaparız. Bir de Tarım İlçe Müdürlüğü'nün bahçesine çiçek dikerek "tarım hayvancılık" yaptığını zannedenlere soralım.
Öyle değil mi?

Baklava...

Öğrencisi Osman Öztürk anlatıyor:
Mahir İz Hoca, Osman Öztürk ve diğer araştırmacılarla birlikte İslâmî Araştırmalar Vakfı'nda çalışmaktadır. Buradaki ilmî toplantılara geç gelenlerin ceza olarak beraberlerinde baklava getirmeleri kararlaştırılır. Hoca muntazam mesai yaptığı için hiç ceza almaz. Bir gün yanında baklava getirir ve:
"Benim geç geleceğim yok. İyisi mi, ben cezamı çekeyim" der.

 

Yavuz Erkmen gitsin
Kamu güçlü destek (KGD) istiyor
Hayvancılık meselesi
Pardon, fark edemedim!
Şeker tadında yazılar
zonguldakzonguldak